Kazılan her tünel, unutulan bir uyarıdır. Zemin konuşuyor, şehir duymuyor.
Son günlerde yaşadığımız olaylar bu gerçeği bir kez daha yüzümüze vurdu.
Altı katlı bir binanın yan yatması, dört insanın hayatını kaybetmesi, ardından onlarca yapının tedbir amaçlı boşaltılması…
Bu sadece bir kaza değil; toprağın artık bize dayanamadığını, ‘beni dinle’ dediğini gösteriyor.
Bunlar tekil olaylar değil, zemin dengesinin bize gönderdiği sessiz uyarılar.
Bir şehir ne ister?
Yaşamı kolaylaştıran, konfor sağlayan her şey insanın hizmeti içindir.
Bunda hemfikiriz ama unutmamamız gereken bir gerçek var.
Doğa denge üzerine kuruldu.
Bu dengeyi hiçe sayarsak yapılan her proje, her bina, her kazı bir gün bedelini ister.
Doğalite, yani doğanın karşıtlıklara kurduğu hassaslığı kabul edip buna göre yapılanma gerekir.
Aksi halde şehir kendi ağırlığını taşıyamaz hale gelir.
Toprağın altı artık sessiz değil.
Her yeni tünel, her kazı zemin dengesini biraz daha zorluyor.
Ve biz hâlâ sadece üst kata bakıyoruz.
Oysa tehlike altımızda başlıyor.
Bazı semtler var, zemini yorgun, eski dere yatakları üzerine kurulmuş.
Bazı yerler kum, bazı yerler kaya, bazen ikisi birden.
Bu farkı görmeden, her yere aynı bina, aynı kalıp mantığıyla ilerlenirse şehir kendini taşımayı bir gün reddeder.
Artık geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği koruyabiliriz.
Şehir planlamaları ve proje risk analizleri daha dikkatli, daha titizlikle yapılmalı.
Öncesi için yapılacak bir şey yoksa, sonrası için önlem almak elzemdir.
Metro hattının geçtiği güzergâhtaki tüm yapılar, özellikle kamu binaları, okullar ve sağlık kuruluşları olası büyük bir deprem için yeniden incelenmelidir.
Toprak Ana yorgun ve startı her an verebilir.
Bir şehir, susanların ağırlığını daha ne kadar taşıyabilir bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var.
Toprak her şeyi kaydeder, sadece zamanı bekler.
Ve biz onu dinlemeyi öğrendiğimiz gün,
insan içine döndükçe kendini tanıyıp bilgeleştiğimiz o gün,
belki o zaman şehir de bizimle birlikte iyileşir.
Mühendis, Eğitimci, Yazar