Bu dünyada ne kadar çok koşarsan koş, ne kadar büyük hedefler koyarsan koy, bir gün ayakkabılarını çıkarıp gideceksin bu diyardan. Ne malların seninle gelecek, ne makamların. Ne tuttuğun dosyalar, ne de ardında bıraktığın imzalar… Ama bil ki, kalplerde bıraktığın iz kalacak. Ya dua ile anılacaksın ya da beddua ile unutulacaksın.
Sonuçta bu dünyadan geçerken geride sadece şu sorular kalır:
Toprağa bir ağaç mı diktin, yoksa oradan bir ağaç mı söktün?
Doğaya, hayata, çevrene ne kattın? Gölgesinde insanlar dinlendi mi, yoksa yıktığın dalların altında hayatlar mı karardı? Unutma, bir dikili fidan bazen yüzlerce yıl senin adını yaşatır.
Hak mı yedin, hak mı gözetip adalet mi dağıttın?
Vicdanın terazisi her zaman en doğru ölçüyü verir. Kimsenin ekmeğinde gözün olmadıysa, kimsenin hakkına el uzatmadıysan, işte o zaman gerçek bir zenginlik yaşarsın. Hakkını ararken bile başkasının hakkını çiğnemediysen, adilsin. Dünya bir gün döner, adaletin güneşi mutlaka doğar.
Gönül mü kurdun, gönüller mi yıktın?
İnsan kalbi, Allah’ın nazargâhıdır. Kırılan her kalp, bir duvar gibi yükselir karşına. Gönüller yapmayı bilen, dünyayı yeniden inşa edebilir. Tatlı bir söz, küçük bir tebessüm, zamanında edilen bir teşekkür; belki de en büyük sadakan olur bu dünyada. Kinle, nefretle değil; muhabbetle yaşa.
Hayat dediğin öyle karmaşık değil evladım…
Özü sade, gerçeği basit: Ne ektinse onu biçersin.
Kimseyi kandıramazsın; ne toprağı, ne gökyüzünü, ne vicdanını.
Bir gün dönüp arkana baktığında, ardında hoş bir seda bırakabildin mi?
İşte mesele budur.
Vakit çok geç olmadan; kırdığın kalpleri onar, helallik iste, fazladan ekmeğini paylaş. Çünkü dünya kalıcı değil, ama davranışların yankılanır sonsuzlukta.
Ve unutma:
Gerçek zenginlik; toprakta değil, tohuma dönüşen iyiliklerdedir.