Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ”Savaşanlar, haberler ve algoritmik diktatörlük” başlıklı köşe yazısında, günümüzdeki savaşların ve medya manipülasyonlarının karanlık yüzünü gözler önüne serdi. Avşar, yanı başımızda devam eden savaşların şiddetini vurgularken, bilgiye erişimdeki eşitsizliğe dikkat çekti. Özellikle ABD ve İsrail kaynaklı haberlerin hızla yayıldığını ancak savaşın diğer tarafı olan İran’a dair yeterli ve dengeli bilgiye ulaşılamadığını belirtti. ABD ve İsrail’in kendi anlatılarını dayattığını, geleneksel medya üzerindeki sansür ve baskı mekanizmalarının yanı sıra, algoritmik diktatörlük olarak adlandırdığı yeni bir kontrol biçimiyle karşı karşıya olduğumuzu ifade etti.
Avşar, internetin başlangıçta özgürleştirici bir iletişim alanı olarak tasarlandığını, coğrafi sınırları aşan, merkezi otoritelerden bağımsız bilgi akışı sağlayan ve bireylerin kamusal tartışmaya katılabildiği yeni bir kamusal alan yarattığına dair iyimser beklentileri hatırlattı. Ancak geçen yılların bu beklentileri yeniden değerlendirmeyi zorunlu kıldığını vurguladı. Günümüz dijital ortamının, savaşların yıkıcılığı ve bilgi açlığının dorukta olduğu bir dönemde, başlangıçta hayal edilen özgür dolaşım alanından uzaklaşarak giderek algoritmik olarak düzenlenen bir dikkat ekonomisine dönüştüğünü belirtti.
Dijital platformların karmaşık algoritmik sistemler üzerine kurulu olduğunu ve kullanıcıların karşısına çıkan içeriklerin artık kronolojik sıraya veya rastlantısallığa göre değil, veri analizine dayanan hesaplama süreçleriyle belirlendiğini açıkladı. Kullanıcı davranışlarının sürekli izlenerek tıklama alışkanlıkları, beğeniler, izleme süreleri ve paylaşımların büyük veri setleri halinde işlendiğini ve bu verilerin algoritmaların hangi içeriğin gösterileceğine karar vermesinde temel rol oynadığını söyledi. Böylece dijital platformlarda görünen içerik akışının, bireysel tercihlerden çok, ekonomik ve politik çıkarlarla şekillenen karmaşık bir seçim mekanizmasının sonucu hâline geldiğini savundu.
Prof. Dr. Avşar, algoritmik iktidarın klasik siyasal iktidar modellerinden farklılaştığını, açık bir yasaklama veya zorlama yerine seçenekleri düzenleyerek ve görünürlüğü dağıtarak işlediğini belirtti. Kullanıcıların teorik olarak birçok içeriğe erişme potansiyeline sahip olsa da pratikte algoritmanın seçtiği dar bir içerik evreniyle karşılaştığını ifade etti. Bu durumun, kullanıcının kendi seçimlerini yaptığını düşünürken aslında önceden yapılandırılmış bir seçenekler alanı içinde hareket etmesine yol açtığını ve algoritmik iktidarın en karakteristik özelliğinin yönlendirmeyi görünmez kılması olduğunu söyledi. Kullanıcıların genellikle yönlendirildiğinin farkına varmadığını ve bu yönlendirmenin deneyimin doğal bir parçası gibi hissettirdiğini vurguladı.
Bu yapının, kullanıcı dikkatinin ekonomik ve siyasal değere dönüştürüldüğü dikkat ekonomisi mantığıyla yakından ilişkili olduğunu belirten Avşar, dijital içerik ekosisteminin duygusal yapısının da bu durumdan etkilendiğini dile getirdi. İnsan psikolojisinin güçlü duygusal uyaranlara daha hızlı tepki vermesi nedeniyle, öfke, korku, skandal ve çatışma gibi duyguların kullanıcıların içeriklerle daha fazla etkileşim kurmasına yol açtığını ve algoritmik sistemlerin bu davranış kalıplarını öğrenerek yüksek duygusal tepki üreten içerikleri daha görünür kıldığını açıkladı.
Algoritmik sıralama sistemlerinin bir diğer sonucunun ise kullanıcıların giderek daha dar bilgi evrenleri içinde hareket etmesi olduğunu belirtti. Platformların kullanıcı davranışlarını analiz ederek ilgi alanlarını tahmin edip buna uygun içerikleri ön plana çıkarmasının, ilk bakışta kişiselleştirme gibi görünse de zamanla farklı görüşlerin görünürlüğünü azalttığını ve bu durumun filtre balonu olarak adlandırıldığını ifade etti. Filtre balonunun en önemli sonucunun toplumsal gerçekliğin parçalanması olduğunu, insanların farklı dijital gerçeklikler içinde yaşamaya başladığını ve ortak referans noktalarının azaldığını savundu.
Son olarak, bireyin düşünce dünyasının büyük ölçüde maruz kaldığı bilgilerle şekillendiğini ve eğer bilgi akışı görünmez algoritmik sistemler tarafından yönlendiriliyorsa, bireyin düşünme süreçlerinin başlangıç noktasının da dolaylı biçimde bu sistemler tarafından belirlenmiş olduğunu söyledi. Algoritmaların neyi göreceğimizi, neyi merak edeceğimizi ve neyi önemli sayacağımızı etkileyebileceğini belirten Avşar, bu durumun bireysel karar verme süreçlerinin arka planında görünmez bir altyapı oluşturduğunu vurguladı. Bu nedenle algoritmik çağda karşı karşıya olunan sorunun sadece teknolojik bir mesele olmadığını, aynı zamanda özgürlük, özerklik ve kamusal akıl açısından derin bir yapısal kriz olduğunu dile getirdi. Dijital dünyada karşılaşılan içeriklerin çoğunun artık tasarlanmış bir görünürlük düzeninin parçası olduğunu ve bu düzenin merkezinde çoğunlukla hakikat değil, dikkat olduğunu belirtti. Bu nedenle dijital çağda özgürlüğü tartışırken, erişilen bilgilerin nasıl görünür hâle geldiği ve görünürlüğün kim tarafından belirlendiği üzerinde düşünülmesi gerektiğini vurgulayarak, bireyin gerçekten seçtiğini mi görmektedir, yoksa gördüğünü seçtiğini mi sandığı sorusunu ortaya attı.