SESA Enstitüsü Direktörü ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan, kaleme aldığı analizinde, Körfez bölgesindeki gerilimin artarak bölgesel bir savaş riskini beraberinde getirdiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bölgedeki saldırıları kınayan ve sivilleri hedef alan eylemlerin kabul edilemez olduğunu vurgulayan açıklamalarına rağmen, çatışmaların tırmanma eğilimini sürdürdüğünü ifade etti.
Prof. Dr. Ayhan, ABD’nin İran’a Hürmüz Boğazı’nı açması için tanıdığı süreye karşılık, Tahran’ın Hürmüz’ü mayınlama ve Körfez’deki kritik enerji altyapısını vurma tehdidini yenilediğine dikkat çekti. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından, Tahran’ın Basra Körfezi ülkelerindeki Amerikan üsleri, enerji altyapıları ve havalimanlarına yönelik olası karşı saldırılarının küresel düzeyde yeni bir çatışma dinamiği yarattığını vurguladı. ABD Başkanı Trump’ın bu duruma şok olduklarını belirtmesi ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in Hürmüz Boğazı’nın düşmana karşı baskı aracı olarak kullanılması gerektiğini söylemesi, gerilimin boyutunu gözler önüne serdi.
Prof. Dr. Ayhan’a göre, bölgedeki Amerikan askeri varlığı ve İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, bu ülkeleri uluslararası hukuk açısından savaş ilanı olmasa da savaşın bir cephesi haline getirmiştir. Temel soru, Körfez ülkelerinin ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı meşru müdafaa haklarını kendi askeri kapasiteleriyle kullanıp kullanmayacaklarıdır. Bazı Arap ülkelerinin İran’a karşı askeri opsiyonu ciddi şekilde değerlendirdiği yönünde açıklamalar bulunmaktadır.
Bu bağlamda, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde 18-19 Mart 2026 tarihlerinde düzenlenen istişare toplantısında Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerle birlikte Türkiye, Ürdün, Mısır, Pakistan, Azerbaycan, Lübnan ve Suriye gibi ülkeler bir araya geldi. Toplantıda İran’ın saldırıları kınanmış, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz güvenliği ve enerji arzının kesintisiz sürdürülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ortak açıklamada, Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesinde meşru müdafaa hakkına yapılan vurgu, Körfez ülkelerinin askeri önlemlere başvurabileceklerini açıkça ilan ettikleri şeklinde yorumlanmıştır.
İran’ın çatışmayı Basra Körfezi’ne yayma eğiliminde olduğu, tarafların söylem ve eylemlerinden anlaşılmaktadır. İran kaynaklı tehdit algısının somut bir risk boyutuna ulaşması, bölgesel güvenlik mimarisinin kırılganlığını artırmakta ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarını derinleştirmektedir. Bu durum, bölgenin küresel finans merkezi olma girişimlerini de zayıflatmaktadır. Enerji altyapısının hedef alınabilir hale gelmesi ve arz güvenliğine yönelik belirsizliklerin artması, uluslararası finans ve yatırımcıların bölgeden uzaklaşmasına yol açabilir. Enerji ithalatçısı ülkelerin arz güvenliğini çeşitlendirme politikaları hızlanacak, yenilenebilir enerjiye ve elektrikli araçlara yönelim artacaktır.
Prof. Dr. Ayhan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını genişletmesi ve Tahran’ın Körfez ülkelerinin kritik altyapılarını hedef almayı sürdürmesi durumunda, Körfez ülkelerinin daha sert ve askeri önlemleri içeren bir stratejiye yönelmek zorunda kalabileceğini öngörmektedir. Savaşın Körfez cephesinde topyekûn bir çatışmaya dönüşmesi halinde, bunun yalnızca bölgeyle sınırlı kalmayıp Körfez’den Akdeniz’e uzanan geniş bir coğrafyada çatışma dinamiklerini tetikleme riski taşıdığı değerlendirilmektedir.