Prof. Dr. Zakir Avşar’dan Kritik Analiz: Savaşlar, Enerji Krizi ve Türkiye’nin Stratejik Gücü

Prof. Dr. Zakir Avşar’dan Kritik Analiz: Savaşlar, Enerji Krizi ve Türkiye’nin Stratejik Gücü
Yayınlama: 30.03.2026
A+
A-

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Çevremizdeki savaş, enerji krizi ve Türkiye’nin stratejik gücü” başlıklı köşe yazısında, küresel çatışmaların enerji piyasaları ve Türkiye üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz etti. Avşar, savaşların kaçınılmaz hale geldiği bir dönemde, barış umutlarının ertelendiğini ve enerji krizinin tüm dünyayı endişelendirdiğini belirtti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Türkiye’nin enerji konusunda yıllardır süren hazırlıklarını ve mevcut durumu aydınlatan açıklamalarına da değinen Prof. Dr. Avşar, bu açıklamaların AK Parti’nin bilgiye hakimiyetinin ve siyaset üretme becerisinin bir yansıması olduğunu vurguladı.

Küresel Enerji Sistemindeki Kırılganlıklar ve Hürmüz Boğazı’nın Rolü

Prof. Dr. Avşar, küresel enerji sisteminin son on yılda giderek artan çok katmanlı kırılganlıklar altında yeniden şekillendiğini ifade etti. Bu kırılganlıkların temelinde arz-talep dengesizlikleri ve jeopolitik gerilimlerin enerji akışlarını doğrudan hedef alması yatıyor. Özellikle ABD-İsrail-İran arasındaki gerilimin Hürmüz Boğazı’nı fiilen devre dışı bırakması, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin ve önemli miktarda LNG arzının geçtiği bu kritik dar boğazın önemini bir kez daha ortaya koydu. Bu durumun sadece fiziksel arzı azaltmakla kalmayıp, küresel fiyatlama mekanizmalarını da bozucu etki yarattığını belirtti.

Enerji piyasalarının yapısal özellikleri gereği, bu tür jeopolitik şokların etkisinin katlanarak arttığını dile getiren Avşar, spot ve vadeli piyasalardaki risk priminin yükselmesi, sigorta ve navlun maliyetlerindeki artışın, alternatif güzergâhların sınırlı kapasitesiyle birleştiğinde klasik arz daralmasının ötesine geçen bir tablo ortaya çıkardığını söyledi. Bu durumun küresel enflasyon, büyüme ve finansal istikrar üzerinde eş zamanlı baskı oluşturduğunu ekledi.

Enerji Güvenliğinde Yeni Paradigmalar: Çeşitlendirme ve Nükleer Enerji

Avşar, enerji güvenliğinin artık sadece “kaynağa erişim” meselesi olmaktan çıktığını, bunun yerine “erişimin sürekliliği, çeşitliliği ve jeopolitik güvenliği” ekseninde tanımlanan çok boyutlu bir stratejik alana dönüştüğünü belirtti. Ülkelerin tedarik portföylerini genişletme, uzun vadeli kontratlara yönelme ve enerji diplomasisini dış politikanın merkezi bir bileşeni haline getirme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, LNG ticaretinin artan önemi ve boru hattı bağımlılığının doğurduğu jeopolitik risklerin telafi edilmesine yönelik bir adaptasyon olarak okunması gerektiğini söyledi.

Fosil yakıt merkezli yapının, hem arz güvenliği hem de iklim politikaları nedeniyle dönüşüme zorlandığını belirten Avşar, nükleer enerjinin stratejik bir seçenek olarak yeniden öne çıktığını dile getirdi. Nükleer enerjinin baz yük üretim kapasitesi, kesintisizliği ve düşük karbon profili sayesinde, özellikle jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde enerji güvenliğinin temel dayanaklarından biri haline geldiğini ifade etti. Küçük modüler reaktörler gibi yeni nesil teknolojilerin de bu dönüşümün tamamlayıcı unsurları olduğunu ekledi. Hiçbir ülkenin tek bir enerji kaynağına dayanarak sürdürülebilir bir güvenlik sağlayamayacağı gerçeğini vurgulayarak, hibrit ve çeşitlendirilmiş bir enerji karmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Türkiye’nin Enerji Stratejisi: Esneklik ve Dirençlilik

Prof. Dr. Avşar, Türkiye’nin enerji politikasında “yüksek bağımlılık-düşük kontrol” denkleminden “çeşitlendirilmiş bağımlılık-yüksek esneklik” modeline geçiş yaptığını vurguladı. Bu modelin, bağımlılığı sıfırlamayı değil, yönetilebilir ve dağıtılmış bir yapıya dönüştürmeyi hedeflediğini söyledi. Mevcut kriz bağlamında Hürmüz Boğazı’na olan petrol bağımlılığının yaklaşık %10 seviyesinde kalması ve doğal gazda bu hatta doğrudan bir bağımlılığın bulunmaması, bu stratejinin somut çıktılarından biri olarak gösterildi.

Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendiren en kritik unsurlardan birinin, kaynak ve rota çeşitlendirmesinde ulaşılan düzey olduğunu belirten Avşar, kuzey, doğu ve batı eksenlerinden sağlanan boru hattı gazı, artan LNG ithalat kapasitesi, yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri, yer altı depolama tesislerinin genişletilmesi ve rafineri altyapısının güçlendirilmesi gibi adımların sistemin esnekliğini önemli ölçüde artırdığını kaydetti. Bu yapının, tekil bir jeopolitik şokun sistem geneline yayılmasını engelleyen bir “çoklu denge mekanizması” oluşturduğunu ifade etti.

Karadeniz’de devreye alınan doğal gaz üretimi gibi yerli üretimin artırılmasına yönelik adımların, cari açığı azaltmanın yanı sıra iç piyasanın fiyat oynaklıklarına karşı daha dirençli hale gelmesini sağlayacağını belirtti. Nükleer enerji alanında kaydedilen ilerlemenin ise Türkiye’nin enerji güvenliği perspektifinde yapısal bir sıçramaya işaret ettiğini söyledi. Baz yük üretim kapasitesini artıracak nükleer santrallerin, hem arz sürekliliğini sağlayacağını hem de ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığı kademeli olarak azaltacağını ekledi.

Kriz Yönetimi ve Gelecek Vizyonu

Enerji fiyatlarındaki küresel dalgalanmaların iç piyasaya etkisinin sınırlandırılması amacıyla uygulanan kamu politikalarının, Türkiye’nin kriz yönetim kapasitesinin önemli bir bileşeni olduğunu belirten Avşar, vergi düzenlemeleri, sübvansiyonlar ve kademeli tarife mekanizmaları aracılığıyla fiyat şoklarının hane halkına doğrudan yansımasının engellendiğini ve sosyal refahın korunduğunu dile getirdi. Ancak bu tür müdahalelerin mali sürdürülebilirliğinin dikkatle yönetilmesi gereken bir alan olduğunu vurguladı.

Tüm bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye’nin mevcut küresel kriz karşısında pasif bir konumda olmadığı, aksine çok boyutlu ve proaktif bir stratejiyle hareket ettiği görülmektedir. Enerji arz güvenliğini sağlama, dışa bağımlılığı yönetilebilir seviyelere çekme, yerli üretimi artırma ve yeni teknolojilere yatırım yapma ekseninde şekillenen bu yaklaşımın, Türkiye’yi benzer ölçekli birçok ülkeye kıyasla daha avantajlı bir konuma taşıdığını belirtti. Ancak bu avantajın kalıcı hale gelmesi için mevcut politikaların sürekliliğine, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine ve uzun vadeli stratejik vizyonun korunmasına bağlı olduğunu ekledi.

Son olarak, ABD-İsrail-İran savaşının küresel enerji sisteminin kırılganlıklarını derinleştirirken, yeni bir güç dengesi ve enerji mimarisi doğurduğunu belirten Avşar, Türkiye’nin geliştirdiği çeşitlendirilmiş ve esnek enerji yapısı sayesinde kısa vadeli şokları yönetebilen, orta vadeli dönüşümlere adapte olabilen ve uzun vadeli paradigmalara hazırlık yapan bir ülke profili çizdiğini söyledi. En belirleyici faktörün ise bu krizlerle dolu geçiş döneminin stratejik bir fırsat olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin mevcut yöneliminin bu fırsatı okuyabilen ve enerji alanında daha bağımsız, daha dirençli ve daha etkili bir aktör olma hedefini sistematik biçimde inşa eden bir yaklaşımı yansıttığını ifade etti.

Reindeer Medya İzopoint Yalıtım Sıvası - Isı, Ses, Su ve Yangın Yalıtımı