AKADEMİSYEN ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, Türkiye’deki dokunulmazlık tartışmalarının siyasi ve hukuki boyutlarını ele alan dikkat çekici bir köşe yazısı kaleme aldı. Yazısında, özellikle CHP’li belediye başkanları hakkındaki yolsuzluk iddiaları üzerinden yerel yöneticilere dokunulmazlık getirilmesi önerisini mercek altına alan Avşar, bu konunun Türkiye’deki kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve kamu yönetimi etik standartlarıyla olan derin bağını vurguladı.
Prof. Dr. Avşar, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin, hakkında dava açılan bazı CHP’li belediye başkanları için iktidara gelmeleri halinde dokunulmazlık getirme yönündeki görüşlerine atıfta bulunarak, bu yaklaşımın uzun yıllardır muhalefet tarafından savunulan ‘hesap verebilir siyaset’ ilkesiyle çeliştiğini belirtti. Özellikle belediyelerde yolsuzluk, ihale usulsüzlüğü ve rant ilişkileri gibi konuların yoğun olarak gündemde olduğu bir dönemde dokunulmazlık fikrinin ortaya atılmasının ciddi sorgulamaları hak ettiğini ifade etti. Bu tür bir korumanın demokratik faaliyet özgürlüğünü mü amaçladığı, yoksa siyasal kadroları yargıdan uzak tutma refleksi mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Yazısında dokunulmazlığın tarihsel kökenine inen Avşar, modern parlamenter sistemlerde dokunulmazlığın temel amacının kişiyi değil, parlamentonun bağımsızlığını korumak olduğunu hatırlattı. İngiliz parlamenter geleneğindeki ‘parliamentary privilege’ anlayışının, yürütmenin parlamentoyu baskı altına almasını engellemek için geliştirildiğini belirtti. Çağdaş anayasalarda iki farklı koruma biçimi bulunduğunu söyleyen Avşar, bunları ‘yasama sorumsuzluğu’ ve ‘yasama dokunulmazlığı’ olarak sıraladı. Yasama sorumsuzluğunun, milletvekillerinin Meclis’teki beyan ve oylarından dolayı cezalandırılamaması anlamına geldiğini ve demokrasilerde neredeyse mutlak kabul edildiğini, ancak yasama dokunulmazlığının, yani belirli şartlar dışında yargılanamama durumunun daha tartışmalı olduğunu vurguladı. Bu durumun cezasızlık mekanizmasına dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Avşar, gelişmiş demokrasilerde genel eğilimin dokunulmazlığı genişletmek değil, daraltmak yönünde olduğunu belirtti. Kamu gücü kullananların hesap verme yükümlülüğünün sıradan vatandaştan daha az olmaması, hatta daha fazla olması gerektiğini savundu. Avrupa’daki birçok sistemde dokunulmazlığın siyasal faaliyet alanıyla sınırlı tutulduğunu, yolsuzluk, zimmet veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi suçlara genişletilmediğini örneklerle açıkladı. Fransa ve Almanya’daki uygulamalara değinen Avşar, bu ülkelerde dokunulmazlığın kaldırılmasının yaygın olduğunu ve temel amacın parlamenter faaliyeti güvence altına almak olduğunu belirtti. Özellikle belediye başkanlarına geniş bir yargısal koruma sağlanmasının Alman hukuk anlayışında sorunlu görüleceğini ifade etti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konuda daha farklı bir çizgiye sahip olduğunu belirten Avşar, ABD’de kongre üyeleri için korumaların son derece sınırlı olduğunu ve belediye başkanları gibi yerel yöneticiler hakkında cezai soruşturma açılmasının olağan kabul edildiğini söyledi. Amerikan siyasal kültürünün temel ilkesinin kamu görevinin bir emanet olduğu ve denetime açık olması gerektiği olduğunu vurguladı. İskandinav ülkelerinde ise dokunulmazlık kurumunun çok daha sınırlı olduğunu, vurgunun şeffaflık, etik denetim ve kamu denetimi üzerinde olduğunu ekledi. Bu ülkelerde bir belediye başkanının ‘soruşturulamaz’ hale gelmesinin ciddi bir demokratik alarm olarak görüldüğünü belirtti.
Avşar, belediye başkanları için dokunulmazlık fikrinin en problemli tarafının, bu makamların yasa yapan değil, yürütme yetkisi kullanan aktörler olmasından kaynaklandığını savundu. İhale yönetimi, bütçe harcaması, imar yetkisi kullanımı ve doğrudan kamu kaynağı dağıtımı gibi görevleri nedeniyle belediye başkanlarının daha fazla denetime tabi tutulması gerektiğini belirtti. Kamu kaynağı kullanan makamların şeffaflığının hukuk devletinin temel şartlarından biri olduğunu hatırlattı. Özellikle yolsuzluk suçlarında dokunulmazlık zırhının arkasına saklanılmaması gerektiğini, çünkü bu suçların doğrudan kamu güvenini hedef aldığını vurguladı. Rüşvet, zimmet, irtikap gibi suçlarda koruma mekanizmalarının genişletilmesinin cezasızlık kültürünü derinleştireceğini söyledi.
Yazısında CHP’nin uzun yıllar boyunca savunduğu hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle, belediye başkanları için dokunulmazlık tartışmalarının yarattığı çelişkiye de dikkat çekti. Avşar, demokratik ilkelerin aktöre göre değişmemesi gerektiğini ve hukukun üstünlüğünün rakiplere karşı kullanılan bir ilke haline geldiğinde meşruiyetini kaybedeceğini ifade etti. Çağdaş hukuk devletlerinin çözümünün geniş dokunulmazlık zırhları kurmak değil, bağımsız ve tarafsız yargıyı güçlendirmek olduğunu belirtti. Son otuz yıldaki küresel eğilimin daha fazla şeffaflık yönünde olduğunu, güçlü demokrasilerin siyasetçileri soruşturulamaz hale getirmeye değil, kurumları daha denetlenebilir kılmaya çalıştığını vurguladı. Dijital denetim sistemleri, mal varlığı incelemeleri, bağımsız etik kurulları gibi mekanizmaların bu nedenle geliştirildiğini hatırlattı.
Son olarak Prof. Dr. Avşar, dokunulmazlık korumasının sınırsız hale gelmesinin, yürütme makamlarına genişletilmesinin ve özellikle yolsuzluk iddialarını kapsamının hukuk devleti açısından ciddi sorunlar ürettiğini yineledi. Belediye başkanlarının kamu kaynağı kullanan yürütme aktörleri olduğunu ve bu nedenle daha fazla denetime tabi tutulmaları gerektiğini belirtti. Etkin pişmanlık, itiraf ve ihale soruşturmalarının konuşulduğu dönemlerde ortaya çıkan dokunulmazlık söylemlerinin toplumda güvensizlik doğurduğunu ifade ederek, bu tür dönemlerde siyasal aktörlerin en güçlü savunmasının dokunulmazlık değil; bağımsız yargı, şeffaf yönetim ve açık hesap verebilirlik olması gerektiğini vurguladı.