Bir ülkede emekli insan hâlâ çalışmak zorunda kalıyorsa, pazara çıkarken cebindeki parayı üç kez sayıyorsa, ay sonunu değil ay ortasını düşünüyorsa ve en önemlisi kiracıysa…
Orada artık bireysel değil, toplumsal bir ekonomik kriz vardır.
Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli için hayat artık “geçim” değil, adeta “dayanma mücadelesi” haline gelmiştir. Hele ki bir emekli kira ödüyorsa, elektrik, su, doğalgaz, ilaç ve mutfak masrafını karşılaması neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
Eskiden emeklilik; huzur, dinlenme ve çocuklarla torunlarla vakit geçirmek demekti.
Bugün ise emeklilik;
“Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim?” sorusuyla uyanmak demek oldu.
Bir emeklinin maaşı daha eline geçmeden eriyor.
Kira bir tarafta…
Market fiyatları bir tarafta…
İlaç katkı payları, faturalar, ulaşım giderleri diğer tarafta…
Ortada çok ağır bir tablo var.
Ekonomide rakamlarla övünmek kolaydır.
Büyüme oranları açıklanır, ihracat verileri paylaşılır, rezervlerden bahsedilir…
Ama gerçek ekonomi vatandaşın mutfağında ölçülür.
Çarşıda ölçülür.
Pazarda ölçülür.
Emeklinin cebinde ölçülür.
Eğer bir ülkede emekli et alamıyorsa, meyveyi tane hesabıyla alıyorsa, torununa harçlık verirken utanıyorsa; orada ekonomi yönetiminin dönüp kendine bakması gerekir.
Bugün toplumun en büyük korkularından biri yaşlanmak değil, emekli olmaktır.
Çünkü insanlar biliyor ki mevcut şartlarda emeklilik artık güvence değil, ekonomik yalnızlığa dönüşüyor.
Özellikle büyükşehirlerde kiralar kontrolden çıkmış durumda.
Bir emekli maaşı çoğu yerde yalnızca kiraya yetiyor.
Peki geriye kalan hayat nasıl yaşanacak?
İşte tam burada devletin sosyal ekonomi refleksi devreye girmelidir.
Ekonomi yalnızca faiz artırmakla yönetilmez.
Ekonomi yalnızca kemer sıktırmak değildir.
Ekonomi insanı yaşatmaktır.
Hükümetin artık çok daha cesur ve halkın hayatına doğrudan dokunan adımlar atması gerekiyor.
Örneğin;
Çünkü mesele artık sadece maaş meselesi değildir.
Mesele insan onurudur.
Bugün sokakta birçok emekli sessizdir ama kırgındır.
Çünkü yıllarca bu ülkeye çalışmış, vergi vermiş, üretmiş insanlar artık ayakta kalma savaşı veriyor.
Ekonomide güven sadece yabancı yatırımcıyla sağlanmaz.
Asıl güven, vatandaşın yarına umutla bakabilmesidir.
Mehmet Şimşek’in uyguladığı ekonomi modeli piyasaları sakinleştirmeye çalışıyor olabilir. Ancak vatandaşın mutfağı sakin değil.
Pazar sakin değil.
Kiralar sakin değil.
Hayat sakin değil.
Bu nedenle ekonomi yönetiminin artık yalnızca finans çevrelerini değil, halkın gerçek yaşamını merkeze alan yeni bir sosyal ekonomik modele yönelmesi gerekiyor.
Çünkü açlık sabır dinlemez.
Geçim sıkıntısı siyasi görüş tanımaz.
Kira günü geldiğinde ideolojiler değil, gerçekler konuşur.
Unutulmamalıdır ki;
Bir ülkede emekliler huzursuzsa, toplum huzurlu değildir.
Emekli mutlu değilse ekonomi başarılı sayılamaz.
Ve en acı gerçek şudur:
Bir emeklinin “Ev sahibim kirayı artıracak” korkusuyla yaşadığı ülkede ekonomi yalnızca rakamlarda düzelmiş olabilir…
Hayatta değil.