ANKARA – BHA Prof. Dr. Cevdet Erdöl, modern yaşamın vazgeçilmezi haline gelen şekerin, görünmez bir sağlık tehdidi oluşturduğunu çarpıcı ifadelerle dile getirdi. “Bazı felaketler sirenlerle gelir, bazıları ise sofraya bırakılan masum bir bardakta saklanır. Şeker de böyledir,” diyen Erdöl, şekerin kapıyı kırarak değil, reklamların renkli dünyasında, market raflarının parıltısında ve okul kantinlerinin cazibesinde sessizce hayatımıza sızdığını belirtti. Ancak ardında bıraktığı tahribatın hiç de masum olmadığını vurgulayan Erdöl, obezite, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, kalp damar hastalıkları, diş çürükleri ve erken yaşta bozulan metabolik denge gibi ciddi sağlık sorunlarına dikkat çekti.
Prof. Dr. Erdöl, Türkiye’de tütünle mücadele için atılan adımlara benzer şekilde, şeker konusunda da aynı ciddiyetle önlemler alınması gerektiğini savundu. Şekerin artık sadece bir gıda tercihi olmaktan çıktığını, halk sağlığını tehdit eden büyük bir toplumsal yüke dönüştüğünü ifade etti. Tütünün dumanı görünürken, şekerin tahribatının görünmez olduğunu, alkolün sarhoşluğunun fark edilirken şekerin bağımlılığının çoğu zaman göz ardı edildiğini söyledi. Uyuşturucunun sokakta aranırken, şekerin çocuk menülerinden enerji içeceklerine, gazlı içeceklerden paketli atıştırmalıklara kadar hayatın her alanında, özellikle de en savunmasız kitle olan çocukları hedef aldığını belirtti.
Bu kapsamda Türkiye’nin şekerli içecekler için kademeli şeker vergisini ciddi şekilde gündemine alması gerektiğini vurgulayan Erdöl, amacın vatandaşı cezalandırmak değil, hastalıklar ortaya çıkmadan önlem almak olduğunu ifade etti. Tütün ürünlerine uygulanan vergilerin sadece gelir elde etmek için değil, tüketimi azaltmak amacıyla da kullanıldığını hatırlatan Erdöl, şekerli içeceklerde de aynı yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söyledi. Şeker oranı arttıkça verginin artması, şekeri azaltan üreticinin ise teşvik edilmesi gerektiğini belirten Erdöl, bir kutu gazlı içeceğin bir çocuğun günlük şeker ihtiyacını katbekat aşabildiğini ve bu durumun geleceğin sağlık faturasını sessizce kestiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Erdöl, ucuz görünen ürünlerin yarın sağlık sistemine ağır bir yük olarak döneceğini vurgulayarak, şeker vergisinin asıl amacının fiyat artışı değil, üretim alışkanlıklarını değiştirmek olduğunu belirtti. Ürünündeki şekeri azaltan firmanın daha düşük vergi ödeyeceği, yüksek şekerli ürünlerde ısrar edenlerin ise daha yüksek maliyetle karşılaşacağı bir sistemin, devletin yasak koymadan piyasanın yönünü toplum sağlığından yana çevirmesini sağlayacağını söyledi. Bu yaklaşımın yasakçı değil, koruyucu, akılcı ve sürdürülebilir bir halk sağlığı politikası olduğunu ekledi.
Obeziteyle mücadele kampanyaları, yürüyüş çağrıları ve sağlıklı beslenme rehberlerinin değerli olduğunu ancak sadece nasihatle salgınların durdurulamayacağını belirten Erdöl, çocuğa ‘şekerli içecek tüketme’ denilirken okul çıkışında en ucuz ve en cazip ürün olarak şekerli içeceğin sunulmasının mücadelenin eksik kaldığını ifade etti. Şekerin zararlarını anlatırken kıyas yapmaktan çekinmemek gerektiğini söyleyen Erdöl, tütünün akciğeri hedef alırken şekerin metabolizmayı hedef aldığını, tütünün sağlık harcamalarını artırırken şekerin diyabet ve obezite üzerinden sağlık bütçesini zorladığını belirtti. Bir toplumun çocuklarını şekerle ödüllendirdikçe, gelecekte onları hastane koridorlarıyla cezalandıracağını söyledi.
Türkiye’nin atması gereken somut adımları sıralayan Prof. Dr. Erdöl, şekerli içeceklere kademeli vergi uygulanması, reklamların sınırlandırılması, okul kantinlerinde sağlıklı seçeneklerin öne çıkarılması ve üreticilerin daha sağlıklı formüllere yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Şekerin tatlı olabileceğini ancak faturasının acı olduğunu sözlerine ekledi.