Eski Basın Ataşesi Akyön’den dikkat çekici analiz: Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ‘Mekke Anlaşması’, sadece bir siyasi belge olmanın ötesinde, adalet ve dayanışma ruhunu 21. yüzyıla taşıyor.
Anlaşmanın, İslam’ın kalbinde, Ebu Kubeys Dağı yakınlarındaki Safa Kraliyet Sarayı’nda imzalanması tesadüf değil. Bu kutsal mekan, İslam öncesinde mazlumların haklarını korumak amacıyla kurulan ‘Hilfü’l-Fudul’ (Erdemlilerin Antlaşması) örgütlenmesini anımsatıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gençliğinde bu oluşuma şahit olması ve sonrasında “İslam’da buna çağrılsaydım, kesinlikle icabet ederdim” sözü, Hilfü’l-Fudul’un taşıdığı evrensel değerin altını çiziyor. Günümüzde ‘Mekke Anlaşması’, aynı erdemli ruhu yansıtarak, ülkelerin ve halkların güvenlik ve istikrarının tehdit altında olduğu bir dönemde ortak bir duruşun önemini vurguluyor. Saldırganlık ve adaletsizlik karşısında gerçek dayanışma, söylemlerle değil, kolektif irade ve ortak eylemlerle ortaya konur.
Anlaşmaya ev sahipliği yapan Safa Kraliyet Sarayı’nın seçimi de bilinçli bir tercihti. İslam dünyasında iletişimi ve dayanışmayı somutlaştıran bu mekân, geçmişin erdemli değerlerini bugünün siyasi ve güvenlik gerçekleriyle harmanlayarak yeni bir hafıza katmanı oluşturuyor.
Mekke’den yükselen mesaj açık: İslam ülkeleri arasındaki dayanışma, ahlaki bir ilke olmaktan öteye geçerek, bölgesel istikrarı sağlayan, tehditleri bertaraf eden ve halkların güvenliğini teminat altına alan bir güce dönüşebilir. Bu anlaşma, üç ülkenin siyasi iradelerini etkili bir işbirliğine dönüştürme ve güvenliklerini baltalamaya yönelik her türlü girişimi daha riskli hale getirme potansiyelinin somut bir kanıtıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Mümin, mümin için bir bina gibidir; her bir parçası diğerini güçlendirir” hadisi ve kenetlenmiş parmaklarıyla gösterdiği birlik sembolü, Mekke’de yeniden hayat buluyor. Zaman ve yöntemler değişse de temel ilke aynı: Adaletsizliğe geçit yok, birlik olmadan gerçek güç yok.
Akyön, bu tarihi günün Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olduğunu ve İslam dünyası halkları arasında daha yakın işbirliği ve koordinasyonun daha güvenli bir gelecek inşa edebileceğini belirtti. Bu önemli adım için İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Selman bin Abdulaziz’e, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif’e şükranlarını sundu. Bu çabaların bereketlenmesi, ‘Mekke Anlaşması’nın bir güvenlik ve barış antlaşması, tehditlere karşı caydırıcı bir unsur ve İslam dünyası ülkeleri arasındaki bütünleşmeyi artıracak yeni bir köprü olması temennisinde bulundu.
Mekke’de imzalanan bu anlaşma, Akyön’ün ifadesiyle sadece siyasi bir gelişme değil; tarihe anlam katan, günümüzü şekillendiren ve ‘Hilf al-Fudul’ ruhunu yeniden canlandıran anlamlı bir çağrıdır.