Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Kamuoyu Kimin Oyu?” başlıklı yazısında, günümüzdeki kamuoyu araştırmalarının güvenilirliği ve metodolojisi üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Avşar, özellikle siyasi partilerin ve yeni kurulan oluşumların hemen ölçümlere başladığına dikkat çekerek, bu araştırmaların bilimselliğini sorguladı.
Pierre Bourdieu’nun “Kamuoyu Yoktur” eleştirisinden yola çıkan Prof. Dr. Avşar, birçok kamuoyu araştırma yapısının sürekli olarak siyaseti ölçtüğünü ancak çıkan sonuçların birbirini tutmadığını belirtti. Yeni Parti’nin kuruluş sürecindeki farklı anket sonuçlarını buna örnek gösteren Avşar, bir araştırmada birinci çıkarken diğerinde görünmez olabilen partilerin durumunu eleştirdi. Bu durumun, araştırmaların farklı parametreler ve bilimsel standartlardan yoksun yapıldığına işaret ettiğini vurguladı.
Avşar, bilimsel yöntemlerle yapıldığında kamuoyu araştırmalarının toplumun siyasal eğilimlerini anlamak, siyasetçilerin toplumsal talepleri görmesi ve kamuoyunun siyasal gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirmesi açısından önemli bir bilgi kaynağı olduğunu kabul etti. Ancak bir araştırmanın bilimsel niteliğinin, yalnızca ortaya koyduğu rakamların gerçekçi görünmesiyle belirlenemeyeceğini söyledi. Örneklemin nasıl oluşturulduğu, kaç kişiyle görüşüldüğü, araştırmanın hangi tarihler arasında yapıldığı, görüşme yöntemi, soruların hazırlanışı, kararsız seçmenlerin değerlendirilmesi ve sonuçların hesaplanma yöntemi gibi detayların bilinmesi gerektiğini belirtti.
Kim tarafından, ne zaman, ne şekilde yapıldığı bilinmeyen, sadece cafcaflı bir kurum adı yazılarak yapılan araştırmaların güvenilir olmadığını ifade eden Avşar, araştırmayı kimin yaptırdığı ve finanse ettiğinin de aynı ölçüde önemli olduğunu vurguladı. Uluslararası meslek standartlarının, kamuoyu araştırmalarında bu bilgilerin mümkün olduğunca şeffaf açıklanmasını temel bir etik ilke olarak kabul ettiğini hatırlattı. Metodolojisi ve finansmanı hakkında yeterli bilgi bulunmayan bir araştırmanın bilimsel değerini kamuoyunun bağımsızca değerlendirmesinin zorlaştığını söyledi.
Farklı araştırma kuruluşlarının aynı dönemde birbirinden oldukça uzak sonuçlar açıklamasının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Avşar, her farkı manipülasyon olarak nitelendirmenin doğru olmadığını ancak örneklemin niteliği, saha tarihi, soru biçimi, görüşme yöntemi, ağırlıklandırma teknikleri ve kararsız seçmenlerin ele alınış biçiminin sonuçlar üzerinde belirleyici olduğunu ifade etti. Özellikle kararsız seçmenlerin dağıtılması yönteminin sonuçları etkilediğini ve bu nedenle “kararsızlar dağıtıldıktan sonra” ortaya çıkan sonuçların kesin bir toplumsal gerçeklik gibi sunulmasının doğru olmadığını dile getirdi. Sipariş araştırmalarla da manipülasyonun mümkün olduğunu, soruların soruluş biçimi, seçeneklerin sıralanması ve sonuçların aktarılma şeklinin seçmen davranışını etkileyebileceğini söyledi.
Sosyal medyada araştırmaların yalnızca tek bir grafik veya rakam üzerinden paylaşılmasının yöntemi ve belirsizlikleri görünmez hale getirdiğini belirten Avşar, medyanın sorumluluğunun da araştırma şirketleri kadar önemli olduğunu vurguladı. Gazetecilik açısından anket sonuçlarını yayımlamanın yeterli olmadığını, örneklem büyüklüğü, saha tarihi, yöntemi ve finansmanına ilişkin temel bilgilerin okuyucuya aktarılması gerektiğini söyledi. “Şok anket”, “seçimin sonucu belli oldu” gibi ifadelerin, araştırmanın istatistiksel içeriğinden daha güçlü bir psikolojik etki yaratarak seçmen üzerinde algısal bir etki oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Avşar, demokratik seçimlerin sağlıklı işlemesi için seçmenin kararını yeterli ve güvenilir bilgiye dayanarak verebilmesinin önemine değindi. Bu nedenle kamuoyu araştırmalarının kaynağının, finansmanının ve yönteminin şeffaf olmasının demokratik meşruiyet açısından kritik olduğunu belirtti. Bütün kamuoyu araştırmalarını peşinen manipülasyon olarak nitelendirmenin bilimsel araştırmanın güvenilirliğini zayıflattığını ve toplumda bütün verilerin siyasi amaçlarla üretildiği yönünde bir kanaat oluşturabileceğini ifade etti. Sorunun daha fazla anket yapılması değil, daha nitelikli, şeffaf ve denetlenebilir araştırmaların yapılması olduğunu vurguladı.
Vatandaşlar için bir tür “anket okuryazarlığı” geliştirmenin gerekliliğini dile getiren Avşar, bir araştırma sonucu görüldüğünde kimin yaptığı, kaç kişiyle görüşüldüğü, ne zaman yapıldığı, örneklemin nasıl oluşturulduğu, soruların nasıl sorulduğu, kararsızların dağıtılıp dağıtılmadığı, kim tarafından finanse edildiği ve aynı dönemdeki diğer araştırmaların ne söylediği gibi soruların sorulabilmesi gerektiğini belirtti. Bu soruların, kamuoyunun gerçek bilimsel araştırmayı ve araştırma görüntüsü altındaki siyasal iletişimi ayırt etmesine yardımcı olacağını söyledi.
Son olarak, kamuoyunu ölçmek ile kamuoyunu belirli bir yönde etkilemek arasındaki ince fakat son derece önemli sınıra dikkat çeken Avşar, bilimsel araştırmanın görevinin topluma ne düşünmesi gerektiğini söylemek değil, toplumun ne düşündüğünü mümkün olan en güvenilir yöntemlerle ortaya koymak olduğunu vurguladı. Güvenilir siyasal iletişimin, seçmene hazır bir sonuç sunmakla değil, seçmenin o sonucun nasıl üretildiğini anlayabilmesini sağlamakla mümkün olacağını sözlerine ekledi. Avşar, Genar, Betimar ve Optimar gibi kurumsallaşmış, ciddi yapılara sözü olmadığını, ancak eleştirilerinin “yutturduklarını” düşünen veya “yutturabileceklerini” sananlara yönelik olduğunu belirtti.