Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) bünyesindeki Havacılık Çevre Koruma Komitesi (CAEP) tarafından yapılan bilimsel çalışmalar, havacılığın çevresel etkilerinin değerlendirilmesinde bütüncül yaklaşımların önemini vurguluyor. Komitenin Impacts and Science Group (ISG) tarafından hazırlanan raporda, karbondioksitin (CO₂) yanı sıra azot oksitler (NOx), partikül maddeler ve yüksek irtifada oluşan atmosferik etkiler ile hava kalitesi arasındaki karmaşık ilişkiler inceleniyor.
Süleyman Demirel Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu öğretim üyesi Prof. Dr. Yasin Şöhret, raporu değerlendirerek havacılığın sürdürülebilir dönüşümü için karbon emisyonlarının azaltılmasının kritik önemini koruduğunu ancak hava araçlarının çevresel performansının tek bir parametreye indirgenemeyeceğini belirtti. Şöhret, “Havacılığın sürdürülebilir dönüşümünde karbon emisyonlarını azaltmak vazgeçilmez bir hedef. Ancak ICAO’nun bilimsel çerçevesi, uçakların çevresel etkisinin sadece CO₂’den ibaret olmadığını gösteriyor. Farklı emisyonlar atmosferde çeşitli mekanizmalarla etki yaratıyor. Bu nedenle sadece karbon miktarına değil, uçuşların çevre üzerindeki farklı etkilerine birlikte bakmalıyız,” dedi.
Havaalanları ve kalkış-iniş operasyonlarından kaynaklanan emisyonların yerel hava kalitesi üzerindeki etkisinin sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Şöhret, güncel bilimsel çalışmaların seyir halindeki emisyonların da değerlendirmeye dahil edilmesinin gerekliliğini ortaya koyduğunu söyledi. ICAO değerlendirmesinde havacılık yakıtının %90’ından fazlasının 3 bin feet üzerindeki uçuş safhalarında tüketildiğine dikkat çekildiğini belirten Şöhret, şunları ekledi:
“Bu veri, çevresel etkiyi neden uçuşun tamamı üzerinden değerlendirmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor. Havaalanı çevresindeki emisyonları izlemeye ve azaltmaya devam etmeliyiz. Bununla birlikte, yüksek irtifada oluşan emisyonların atmosferik süreçler yoluyla daha geniş ölçekte etkiler yaratabileceğini de göz önünde bulundurmalıyız.”
Şöhret, bu yaklaşımın, hava araçlarının çevresel performansını değerlendirirken uçuşun farklı aşamalarını bir arada ele alan yöntemleri gelecekte daha önemli hale getireceğini kaydetti.
ICAO değerlendirmesinde öne çıkan konulardan birinin, farklı çevresel hedefler arasındaki ödünleşimler olduğunu belirten Şöhret, özellikle yeni nesil motor teknolojilerinde yakıt verimliliği ile farklı emisyon türlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Motor verimliliğini artırdığınızda yakıt tüketimini ve dolayısıyla CO₂ emisyonunu azaltabilirsiniz. Bu önemli bir kazanım. Ancak motor tasarımında verimliliği artırmaya yönelik tercihler, yanma koşullarını değiştirerek NOx gibi diğer emisyonları da etkileyebilir. Bu nedenle, sadece yakıt tüketimine bakarak bir teknolojiyi çevresel açıdan en iyi çözüm olarak tanımlamak her zaman mümkün olmayabilir.”
Havacılıkta enerji sistemleri ile çevresel performans arasındaki ilişkinin, geleceğin motor teknolojileri için daha belirleyici olacağına dikkat çeken Şöhret, mühendislik yaklaşımındaki değişimi şu sözlerle özetledi:
“‘Ne kadar yakıt tasarrufu sağladık?’ sorusu önemini koruyacak. Ancak bununla birlikte, ‘Bu teknolojik gelişmeyle çevresel etkiyi ne ölçüde azaltabildik?’ sorusunu da sormamız gerekiyor. Geleceğin mühendislik yaklaşımında verimlilik ile çevresel performansı birlikte değerlendirebilmek belirleyici olacak.”
Sürdürülebilir Havacılık Yakıtlarının (SAF) sektörün karbonsuzlaşma sürecindeki önemli araçlardan biri olduğunu belirten Şöhret, dönüşümün sadece alternatif yakıtların yaygınlaşmasıyla sağlanamayacağını ifade etti.
“SAF önemli bir çözüm alanı. Bununla birlikte daha verimli motorlara, daha temiz yanma teknolojilerine, daha hafif ve aerodinamik açıdan daha verimli hava araçlarına ve iyileştirilmiş uçuş operasyonlarına da ihtiyacımız var. Sürdürülebilir havacılık, bu unsurların birbirini tamamladığı bir dönüşümle mümkün olacak.”
ICAO CAEP Impacts and Science Group (ISG) üyesi olarak uluslararası bilimsel çalışmalarda yer alan Şöhret, sürdürülebilirliğin gelecekte sadece düzenleyici gereklilikler açısından değil, havacılık teknolojilerinin gelişimi ve sektördeki rekabet açısından da daha fazla önem kazanacağını değerlendirdi.
Havacılığın küresel ulaşım, ticaret ve turizmdeki stratejik önemini koruduğunu belirten Şöhret, sektörün gelişimi ile çevresel sürdürülebilirliğin karşıt hedefler olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Dünyanın hava ulaşımına olan ihtiyacı devam edecek. Dolayısıyla mesele hava ulaşımının gelişimini sınırlandırmak değil, artan ulaşım ihtiyacını giderek daha düşük çevresel etkiyle karşılayabilmektir. Bunun yolu da verimlilik, teknoloji, yakıt ve operasyon alanlarındaki gelişmelerin birlikte değerlendirilmesinden geçiyor.”
Şöhret, sürdürülebilir havacılığa geçişin havayolu işletmelerinden uçak ve motor üreticilerine, yakıt sektöründen havaalanları ve bakım kuruluşlarına, üniversitelerden düzenleyici otoritelere kadar sektörün tüm paydaşlarını ilgilendiren kapsamlı bir dönüşüm olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’nin gelişen havacılık ekosistemi ve mühendislik kapasitesinin, sürdürülebilir havacılık alanındaki bilimsel ve teknolojik çalışmalar için önemli bir potansiyel taşıdığını belirten Şöhret, motor teknolojileri, yanma sistemleri, sürdürülebilir yakıtlar, emisyon modelleme ve çevresel performans analizinin önümüzdeki yıllarda havacılık araştırmalarında daha fazla öne çıkacağını ifade etti.
Üniversitelerin bilimsel araştırmaların geliştirilmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesindeki rolünün altını çizen Şöhret, Türkiye’deki akademik ve mühendislik birikiminin uluslararası bilimsel çalışmalarla daha güçlü bir şekilde buluşmasının yeni araştırma ve teknoloji alanları için fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.
Şöhret, havacılıkta sürdürülebilirliğin giderek doğrudan mühendislik ve tasarım süreçlerinin bir parçası haline geldiğine işaret ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Havacılıkta önümüzdeki dönemin temel mühendislik sorusu yalnızca bir uçağın veya motorun ne kadar verimli olduğu değil, bu verimliliğin hangi çevresel sonuçlarla sağlandığı olacak. Sürdürülebilirlik bu nedenle havacılığa sonradan eklenen bir çevre başlığı olmaktan çıkıp, hava aracı ve motor teknolojilerinin nasıl geliştirileceğini belirleyen temel tasarım ölçütlerinden biri haline geliyor.”