Eğitimci Hayat Aras’tan Altaylar’a Eşsiz Bir Yolculuk: Bitkilerin İzinde Tarih ve Kültür Keşfi

Eğitimci Hayat Aras’tan Altaylar’a Eşsiz Bir Yolculuk: Bitkilerin İzinde Tarih ve Kültür Keşfi
Yayınlama: 01.10.2026
A+
A-

ANKARA – BHA Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, Altaylar’a yaptığı gezide edindiği izlenimleri ve keşfettiği güzellikleri kaleme aldı. Taldı Mağarası, Dilek Kemeri ve bölgenin eşsiz doğası eşliğinde Aras, Azerbaycan misafirperverliği ve Altay’ın otantik lezzetleriyle dolu bir öğle yemeği deneyimi yaşadı.

Restoran işletmecisinin İstanbul’da çalışmış olması ve Türkiye’ye olan özlemi, samimi bir karşılama ile taçlandı. Aras, Türk misafirperverliğinin en güzel örneklerinden birini yaşadığını belirterek, Altay yemeklerinin yanında Azerbaycan usulü yaprak dolmasının da sunulduğunu aktardı. İnce belli bardaklarda ikram edilen kara çayın buğusu, kıtlama şekerin tatlılığı ve yanı başlarından akan Katun Irmağı’nın sesiyle birleşen atmosfer, Tarkan şarkıları eşliğinde unutulmaz bir anı oluşturdu. Bu sofrada Türkiye, Azerbaycan ve Altay kültürlerinin bir araya geldiğini vurgulayan Aras, geçmişten gelen avcıların, yolcuların ve zanaatkârların hikayelerinin de bu buluşmaya eşlik ettiğini dile getirdi.

Aras, haritalarda Taldı, efsanelerde Tavda olarak bilinen bu coğrafyada, Türk atlılarının kurganlarından çıkıp Tavda Hanım’ın hazinesini unutmuşluğunu, çömlekçi Manjerok’un en güzel eserini sofraya getirmişliğini ve Katun Irmağı’nın kadınının saçlarını suya salışını anlattı. Dilek Kemeri’nin altındaki taşların dilekleri fısıldadığını, mağara girişindeki taşbaba heykelinin kalabalığı izlediğini ve Altay doğasının bu özel ana tanıklık ettiğini belirtti. Geçmişin ve bugünün, olgunun ve anlatının, Türkçenin farklı seslerinin aynı çay tütüsünde buluştuğu bu deneyimin keyfini çıkardığını ifade etti.

Yemek sonrası Rerih Parkı’na geçen Aras, parkın Nikolay Konstantinoviç Rerih’e adandığını ve Orta Asya Seferi’nin Altay’dan geçtiğini öğrendi. Rerih’in resimlerinde ve düşünce dünyasında Altay dağlarının derin izler bıraktığını gözlemledi. Taldı Mağarası’nın yer altına açılan kapıları ile Rerih’in ufuklara bakan yüzü arasında bir paralellik kuran Aras, taşın sakladığı geçmişi suyun taşıdığı uzaklıklara bağladı.

Ardından Altay Cumhuriyeti’ne geçerek Kamışlı Uçar Su’ya (Suu-Aşkan) doğru bir yürüyüşe çıktı. Tsarskaya Ohota (Çarın Avı) dinlenme alanının asma köprüsünden başlayan bu yolculuk, Katun Irmağı kenarındaki ormanın içinden ilerleyerek çam kokusu ve ırmağın serinliğiyle harmanlandı. Yerel adların anlamlarını araştıran Aras, Kamışla Çayı’nın Altay Türkçesindeki adının Kumjulu (küçük dağ çayı) ve Uçar Su’nun Suu-Aşkan (suyun aştığı yer) olduğunu öğrendi. Kamlak köyünün adının ise “kamların çok bulunduğu yer” anlamına geldiğini belirtti.

Aras, Kamışlı Uçar Su’nun yaklaşık on bir-on iki metre yükseklikten dökülen çağlayanın, Kamış ile La’nın hüzünlü aşk hikayesini anlattığını aktardı. Bu rivayetin, çağlayanın iki ana basamağında aşıkların sonsuza dek yan yana akışını simgelediğini söyledi. Ancak, güncel turizm anlatılarının ötesinde, 1940’ta kurulan bir su değirmeninin ve savaş yıllarındaki kereste biçme düzeninin de bu coğrafyada iz bıraktığını vurguladı. Değirmenin, bölgenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kereste üretimi yaptığını ve II. Dünya Savaşı yıllarında kütüklerin Katun Irmağı üzerinden taşınarak işlendiğini belirtti. Suyun yukarısında görülen kararmış kütüklerin, bu eski düzenekten kalan izler olduğunu ekledi.

Aras, doğa bilimci Vasiliy Vasilyeviç Sapojnikov’un 1895 tarihli seyahat notlarında ve XX. yüzyılın başlarına ait eski bir fotoğrafta da çağlayanın varlığının belgelendiğini hatırlattı. Bu kayıtların, çağlayanın değirmen yapılmadan önce de mevcut olduğunu gösterdiğini ifade etti. 1940’taki müdahalenin su yatağını ne ölçüde değiştirdiği net olmasa da, dağın kurduğu çağlayanın insan gücüyle kullanıldığını ve kıyıda kendi izlerini bıraktığını gözlemledi.

Uçar suyun önünde durduğunda iki ayrı geçmişin aynı akışta buluştuğunu hisseden Aras, birinde kavuşamayan aşıkların, diğerinde ise savaş yıllarının emeğinin ve mücadelesinin izlerini gördü. Bu deneyimin, rivayetin ve belgelenmiş geçmişin, sevginin ve emeğin aynı kayalardan geçerek Katun Irmağı’na aktığını gösterdiğini belirtti. Yol boyunca karşılaştığı her yerin, anlatının güzelliği ile kanıtın sınırını birlikte düşünmeye çağırdığını, taşın söylediğini katmanından, suyun taşıdığını kaynağından dinlemek gerektiğini ifade etti. En çok da Taldı Mağarası’na çıkarken gördüğü, ağaçların gövdeleri arasından geçirilen ahşap seyir yolunun zihninde yer ettiğini söyledi. Adımlarını doğanın ritmine uydurduğunda, yolun biraz uzadığını ancak sonunda dünyanın en güzel yüzlerinden birini gösterdiğini dile getirdi.

Reindeer Medya İzopoint Yalıtım Sıvası - Isı, Ses, Su ve Yangın Yalıtımı