Ankara Kent Konseyi (AKK) Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, kentlerin geleceğinin parsel bazında değil, nesiller boyu sürecek bir vizyonla planlanması gerektiğini vurguladı. İklim değişikliğinin kentsel mekânlar üzerindeki etkilerini ele alan bir kongrede konuşan Yılmaz, rant odaklı yapılaşmanın toplumsal yaşamı olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
1980’lerden bu yana hızlanan göç ve yetersiz kentleşme politikalarının kentlerde önemli sorunlara yol açtığını belirten Yılmaz, şöyle konuştu: “Biz toplumla olan duyguları kaybederek, rant uğruna bütün duygularımızı yok ederek kenti bilimin ışığında değil, duygunun ve rantın ışığında örgütledik.” dedi. Tek bir fizibilite yapılmadan, istihdam yaratılmadan milyarlarca dolarlık kent rantlarının tartışıldığını ifade etti.
Yılmaz, insanların özgürce yaşayabileceği, toplumsal huzuru paylaşabileceği ve sosyal ilişkilerini güçlendirebileceği bir kent tasarımına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Dirençli kentlerin oluşturulmasında bilimsel yaklaşımın ve uzun vadeli planlamanın önemine dikkat çeken Yılmaz, kentlerin geleceğinin kısa vadeli çıkarlar yerine gelecek kuşakların ihtiyaçları gözetilerek planlanması gerektiğini belirtti. “Parsel parsel değil, nesil nesil, kuşak kuşak düşünmek zorundayız” dedi.
Ankara Kent Konseyi bünyesinde gerçekleştirilen “Suya Saygı Buluşmaları”na da değinen Yılmaz, su kaynaklarının korunmasının ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarına uygun politikalar geliştirilmesinin önemini vurguladı. Yılmaz, “Suyun olmadığı yerde adaletin olmayacağını, gelecek yüzyılda suyu olanın söz sahibi olacağını, silahı olanların ise diz çökeceğini tartıştık” ifadelerini kullandı.
Kentlerdeki yapılaşma anlayışının toplumsal ilişkileri de etkilediğini belirten Yılmaz, komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına dikkat çekti. Yılmaz, “Sismik fay hatlarından önce sosyal fayları konuşmamız gerektiğini anladık biz. Depremler sonuçtur; asıl soruna giden yolda bizim alabileceğimiz, konuşabileceğimiz tedbirler var” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin afetler sonrasında ortaya koyduğu dayanışma kültürünün, afetler yaşanmadan önce alınacak önlemlerle desteklenmesi gerektiğini belirtti.
Kent konseylerinin ve yerel katılım mekanizmalarının önemine değinen Yılmaz, “Merkezde alınan kararların bedelini yerelde ödediğimize göre çözümü neden yerelde tartışmıyoruz biz?” diye sordu. Her kentin kendi coğrafi ve iklimsel koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini ve katılımcı kent yönetiminin önemini vurguladı. Rize’de dere yataklarına ev yapılmazken Ankara’da tarım arazilerine organize sanayi bölgesi yapmanın yanlış olduğunu belirterek, “Yedi bölgesi, yedi iklimi olan ülkemizin her coğrafyasına ayrı reçete gerekiyor” dedi.
Engelsiz kentler konusunda farklı siyasi görüşlerin ortak bir hedef etrafında buluşabilmesinin önemine dikkat çeken Yılmaz, bu uzlaşma kültürünün kentlerin geleceğine ilişkin kararlara da yansıtılması gerektiğini belirtti. Konuşmasının sonunda su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yaşam anlayışına dikkat çeken Yılmaz, çevre ve doğa bilincinin toplumsal değerlerle birlikte güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Türküsünde doğa olan, sanatında, edebiyatında doğa olan bir toplumun tercüme metinlere ihtiyaç duymadığını belirten Yılmaz, sürdürülebilir yaşamın temelinde toplumsal değerlerin bulunduğunu vurguladı.