Çin’in Türkiye Büyükelçisi, Milletvekili Abdulkadir Emin Önen, Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Başkanvekili ve Star Gazetesi Yazarı Cüneyd Altıparmak’a yaptığı değerlendirmelerde, Çin’in küresel stratejilerdeki yerini ve Türkiye’nin Orta Koridor’daki önemini vurguladı. Önen, Çin’e dışarıdan bakıldığında kapalı bir devlet izlenimi oluştuğunu ancak içeriden bakıldığında son derece planlı ve disiplinli bir devlet aklının görüldüğünü belirtti. Bu disiplinin, binlerce yıllık bir beka refleksinden kaynaklandığını ifade eden Önen, özellikle mevcut jeopolitik gerilimlerin Çin’in tetikte olmasını gerektirdiğini söyledi.
Dışarıdan Çin’in statik ve değişmez olarak algılandığını ancak kriz anlarında inanılmaz bir manevra kabiliyetine sahip olduğunu belirten Önen, Batı’da aylarca süren tartışmaların Çin’de bir günde karar alınarak hayata geçirildiğini örnek gösterdi. Rusya üzerinden İran’a akan lojistik desteğin, bu hız ve devlet aklının somut bir ürünü olduğunu ekledi.
Türkiye’de Çin’e yönelik iki farklı algı olduğunu dile getiren Önen, bir kesimin stratejik ortak, diğer kesimin ise tehdit olarak gördüğünü belirtti. Kamuoyunun Çin’i en büyük yanlışının, onu sadece bir “ithalat kapısı” veya “ucuz iş gücü merkezi” olarak görmesi olduğunu söyledi. Çin’in artık bir pazar olmaktan çıkıp “ekosistem ve standart belirleyici” haline geldiğini vurguladı. ABD’nin Çin’i enerji yoluyla kontrol altına alma stratejisine karşılık, Türkiye’nin Orta Koridor hamlesinin Çin için hayati önem taşıdığını belirtti. Türkiye’nin bu projede sadece bir transit geçiş noktası değil, Batı’nın enerji sabotajlarına karşı Avrasya’nın dünyaya açılan en kritik lojistik limanı ve üretim üssü olarak konumlanması gerektiğini ifade etti.
Eskiden “stratejik sabır” dönemi olarak adlandırılan, kendini geliştirmeye odaklanan Çin’in artık aktif bir rol üstlendiğini belirten Önen, Rusya ve İran’a sağlanan lojistik ve teknolojik desteğin, Pekin’in mevcut sistemi kendi lehine değiştirdiğini gösterdiğini söyledi. ABD’nin deniz yollarını sabote etme çabalarına karşılık, Çin’in “kara hakimiyeti” üzerinden kendi kurallarını yazdığını ifade etti. Çin’in dijital gözetim ve sosyal kredi sistemlerinin, Batı tarafından bir “distopya” olarak sunulsa da, aslında Çin için bir “sosyal istikrar ve jeopolitik güvenlik” kalkanı olduğunu belirtti. 1,4 milyar insanı küresel kuşatma ve hibrit savaş tehditleri altında kaostan uzak tutmanın yolunun bu dijital disiplinden geçtiğini vurguladı.
Kuşak-Yol Projesi’nin sadece bir yol projesi olmadığını, Çin’in enerji kuşatmasına karşı açtığı devasa bir yarma harekatı olduğunu belirten Önen, Türkiye’nin Orta Koridor hamlesinin bu projenin en güvenli ve stratejik noktası olduğunu söyledi. Çin teknolojisi ile Türkiye’nin jeopolitik zekâsının birleşmesiyle bu projenin bir “hayat hattı” haline geleceğini vurguladı.
Mevcut durumu klasik bir Soğuk Savaş olarak görmediğini, bunun daha çok bir “enerji ve beyin savaşı” olduğunu belirten Önen, ABD’nin Çin’i frenleme çabalarının onları Rusya ve İran ile daha derin bir lojistik kenetlenmeye ittiğini söyledi. Önümüzdeki 10 yılın “kontrollü rekabet” dönemi olmadığını, yerini “stratejik yıpratma savaşına” bıraktığını ifade etti. Tayvan, İran ve Ukrayna gibi noktalar üzerinden “vekalet savaşlarının” ve “enerji sabotajlarının” artacağını öngördü.
İran’a yönelik saldırıların, Çin’in enerji güvenliği ve Avrasya hattının bütünlüğü açısından büyük önem taşıdığını belirten Önen, Çin’in doğrudan askeri müdahale yerine, katmanlı ve dolaylı bir denge stratejisi izlediğini söyledi. Birleşmiş Milletler platformlarında gerilimi düşürmeye yönelik söylemler üretirken, sahada İran’ın yalnızlaşmasını engelleyecek ekonomik ve lojistik destek kanallarını açık tuttuğunu ifade etti. Çin’in asıl amacının çatışmayı büyütmek değil, kontrol altında tutmak olduğunu, çünkü doğrudan savaşın ekonomik istikrarını riske atacağını belirtti. İran’ın asimetrik tepkilerinin, ABD’nin bölgeyi kontrol altına almasını zorlaştırdığını ve Çin’e zaman kazandırdığını ekledi. Sonuç olarak Çin’in İran meselesine yaklaşımının ideolojik değil, tamamen rasyonel olduğunu ve İran’ın Avrasya denkleminde korunması gereken bir denge unsuru olduğunu söyledi.