Çocuğun Yalnızlığı: Bangır bangır Bir Tehlikenin Anatomisi

Çocuğun Yalnızlığı: Bangır bangır Bir Tehlikenin Anatomisi
A+
A-

Son günlerde okullarda olan saldırılara bakınca tehlike çok hissedilir vaziyette .. Nerede nasıl kontrolü kaybettik..? Neyi eksik neyi aşırı verdik?


Her zaman destur şu olmalı “Tarihini bilmeyen bir milletin geleceği olamaz!”
Bizler kadim bir kültürün mirasçılarıyız. Son olaylar o kültürü hiç öğrenemediğimizin ya da yanlış öğrendiğimizin göstergesi.


Geçmiş geleceğe ışık tutar hataları ile başarıları ile iyi okumak lazım
Kadim Türk geleneğinde çocuk, sadece büyütülmezdi; yoğrulurdu. Eğitim beşikte başlar, ocakta şekil alırdı. Çocuk bir “birey” değil, bir emanet olarak görülürdü. Ona isim hemen verilmezdi; o isim, karakteriyle, cesaretiyle, ahlakıyla hak edilirdi. Kız ya da erkek ayrımı yapılmaz, her çocuk aynı özle; saygı, şefkat ve edep ile yetiştirilirdi.


İlk öğretilen bilgi değil, edep olurdu.
İlk kazandırılan beceri değil, saygı olurdu.


Büyüğe hürmet, küçüğe merhamet bir kural değil, hayatın kendisiydi. Güç, ezmek için değil korumak içindi. Kadın, çocuk, yaşlı; toplumun en zayıfı değil, en dokunulmazıydı. Adalet, soyla değil hakla ölçülürdü. Herkesin boynu, adalet karşısında kıldan inceydi.
Ve en önemlisi… çocuk yalnız değildi.
Bir ocağın, bir boyun, bir kültürün parçasıydı.
Bugün ise bambaşka bir çağın içindeyiz. Çocuklar artık sadece aileleriyle değil, ekranlarla büyüyor. Görünmeyen bir öğretmen var: teknoloji. Ve bu öğretmen, çoğu zaman merhameti değil, rekabeti; sabrı değil, hızı; empatiyi değil, teşhiri öğretiyor.
Akran zorbalığı artık sadece okul bahçesinde değil; cep telefonlarında, sosyal medyada, kapalı gruplarda devam ediyor. Çocuk eve geliyor ama zorbalık peşini bırakmıyor.
Aile içinde bağ zayıfsa, çocuk yönünü dışarıda arar. O dışarısı artık sokak değil, algoritmalar. Beğeni sayısıyla değer ölçen, takipçi sayısıyla kimlik kuran bir nesil büyüyor. Ama bu görünürlük arttıkça iç dünya zayıflıyor.


Akran zorbalığı da tam burada güç kazanıyor. Empati gelişmemiş, sınır öğrenmemiş, değeri dışarıdan ölçülen çocuklar bir araya geldiklerinde birbirlerini iyileştirmez; birbirlerini tetiklerler. Ve bu kar topu zamanla büyür.


Şiddet bir anda ortaya çıkmaz; bağın koptuğu yerde filizlenir. Görülmeyen, duyulmayan, anlaşılmayan çocuk ya içine çöker ya dışarı patlar. Okullarda gördüğümüz tablo, uzun süredir biriken sessiz bir çığlığın sonucudur.


Sorun teknoloji değildir. Sorun, teknolojinin doldurduğu boşluktur.
Bugün geldiğimiz noktada ailede yeterli sevgi, bağ ve temel eğitimi alamayan çocuk; dış etkenlerin etkisine açık hale gelir. Zamanla yönlendirilir, şekillendirilir ve bir iradenin taşıyıcısına dönüşür. Bu çocuklar, kendi kararlarını verdiğini sanırken aslında yönlendirilmiş kalabalıkların parçası haline gelir.
Ve o kalabalıklar toplu halde hareket edip toplumları kaosa sürükleyebilir, iç dengeleri bozabilir, bir ülkenin huzurunu sarsabilir. Böylece sevgiyle, bağla ve değerle yetişmeyen bir nesil; farkında olmadan bir gücün aracına dönüşür.


En acı olan ise şudur: bir toplum, kendi geleceğini yine kendi elleriyle zayıflatır. Kendi silahı, kendi evlatları olur.


Belki de artık en kritik soru şudur:
Biz çocukları büyütüyor muyuz, yoksa sadece yönlendirilebilir bireyler mi üretiyoruz?

Reindeer Medya İzopoint Yalıtım Sıvası - Isı, Ses, Su ve Yangın Yalıtımı