Görmezden Gelinen Feryat: Uygur Türkleri ve Dünya’nın Sessizliği
Dünya tarihinde adalet adına nice savaşlar verildi, insan hakları için meydanlar doldu taştı. Siyahlar için yürüyenler oldu, Filistin için çığlık atanlar, Ukrayna için birlik çağrısı yapanlar… Ancak bu seslerin arasında bir feryat var ki, yankı bulmadı: Uygur Türkleri’nin çığlığı.
Bir milletin hafızası yok edilmek isteniyor. Camiler yıkılıyor, mezarlar düzleniyor, Kur’an-ı Kerim yasaklanıyor. Kendi anadilinde konuşan bir çocuk, “terörist” yaftasıyla toplama kamplarına gönderiliyor. Kadınlar zorla kısırlaştırılıyor, aileler parçalanıyor, kültürel soykırım sistemli bir şekilde işleniyor.
Peki, bu zulmün karşısında dünya nerede?
Birleşmiş Milletler suskun.
İslam İşbirliği Teşkilatı ilgisiz.
Batılı demokrasiler ise ekonomik kaygılarla Çin’i eleştirmekten aciz.
Ey vatan sevdalısı!
Bu sesleniş, yüreğinde Türk’ün ateşini taşıyanlara! Biz burada sadece bir topluluğun değil, bir milletin ruhunu, tarihini, şanlı mirasını yaşatmak için varız. Çünkü biz, zulüm karşısında susanın, zalime ortak olduğunu biliriz.
Bugün Doğu Türkistan’da yanan her ev, bizim içimizi de yakmalıdır.
Orada ağlayan her çocuk, bizim evladımızdır.
Orada susturulan her ses, bizim geleceğimizdir.
Unutma: Sen yoksan, biz bir kişi eksiğiz.
Uygur Türkleri sadece bir halk değil, bizim kan kardeşimiz, kültürdaşımız, tarihdaşımızdır. Çin’in ekonomik baskılarına boyun eğen devletler, bu zulme sessiz kaldıkça insanlık biraz daha eksiliyor.
Artık susma zamanı değil.
Artık görmezden gelme zamanı değil.
Bu çağrı, sadece Türk’e değil, insanlığa yapılmış bir çağrıdır!
Biz susarsak, dünya kör olur.
Biz unutursak, Doğu Türkistan tarihten silinir.
Ama biz ayağa kalkarsak, zalim hesap verir.
Çünkü adalet, ancak cesur yüreklerle var olur.