Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı analizde, 21. yüzyılın uluslararası sisteminin klasik güç dengesi teorilerini aştığını ve çok boyutlu bir rekabet alanına dönüştüğünü belirtti. Günümüzde devletlerin küresel sistemdeki ağırlığının sadece askeri kapasiteyle değil, aynı zamanda diplomatik erişim, kriz yönetimi, arabuluculuk kabiliyeti, coğrafi avantajların stratejik kullanımı ve kurumsal meşruiyet üretme gücüyle de ölçüldüğünü vurguladı.
Bu bağlamda, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) zirvesinin Ankara’da düzenlenmesinin, Türkiye için sıradan bir organizasyon başarısının ötesinde anlamlar taşıdığını ifade eden Avşar, zirvenin Türkiye’nin küresel güvenlik mimarisindeki yerini tahkim eden, stratejik otonomisini görünür kılan ve bölgesel liderliğini kurumsallaştıran tarihsel bir fırsat olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Avşar, Türkiye’nin NATO içindeki konumunun salt üyelik statüsü üzerinden okunamayacağını, aksi takdirde eksik ve yanıltıcı bir değerlendirme olacağını belirtti. Türkiye’nin, NATO’nun doğu ve güney kanatlarını aynı anda taşıyan büyük bir güç olduğunu vurguladı. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın şekillendirdiği Karadeniz güvenlik denklemi ve Orta Doğu, Doğu Akdeniz ile Kafkasya’daki istikrarsızlıklar göz önüne alındığında, Ankara’nın güvenlik merkezli karar süreçlerindeki öneminin katlanarak arttığını dile getirdi. NATO zirvesinin Ankara’da yapılması, bu jeostratejik gerçekliğin ittifak tarafından fiilen tescil edilmesi anlamına gelmektedir.
Bu durumun ilk ve en önemli getirisi olarak jeopolitik merkeziliğin kurumsal teyidini gösteren Avşar, coğrafyanın uluslararası ilişkilerde pasif bir unsur değil, doğru stratejiyle aktif bir çarpan olarak değerlendirildiğini belirtti. Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Akdeniz’i birbirine bağlayan merkezî konumuyla sadece bir transit ülke olmadığını, bölgesel güvenlik mimarisinin düğüm noktası olduğunu ifade etti. NATO liderlerini Ankara’da buluşturmanın, bu merkeziliği sembolik düzeyin ötesine taşıyarak stratejik bir gerçeklik haline getirdiğini söyledi. Zirve ev sahipliğinin, Türkiye’ye “vazgeçilmez aktör” statüsünü güçlendiren önemli bir sembolik sermaye kazandırdığını ekledi.
İkinci büyük kazanım olarak zirvenin Türkiye’nin diplomatik manevra alanını genişleteceğini belirten Avşar, yüz yüze diplomasinin dijital diplomasiye kıyasla daha yüksek etkiye sahip olduğunu vurguladı. Ankara’nın bu zirve sayesinde ev sahibi ve gündem belirleyen moderatör konumuna yükseldiğini, bu bağlamda özellikle ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere ile ilişkilerinde yeni sayfalar açılabileceğini ifade etti. Savunma sanayi iş birlikleri, teknoloji transferi, enerji güvenliği ve bölgesel kriz yönetimi gibi alanlarda çok sayıda ikili kazanım üretileceğini ve ev sahipliği rolünün Türkiye’ye gündem önceliklerini daha güçlü biçimde masaya taşıma imkânı sağlayacağını belirtti.
Üçüncü büyük kazanımın savunma sanayii ve teknolojik kapasitenin uluslararası görünürlüğünün artması olduğunu söyleyen Avşar, Türkiye’nin savunma sanayisinde ciddi bir yapısal dönüşüm yaşadığını ve özellikle Bayraktar TB2, KAAN gibi projelerin dışa bağımlılığı azalttığını kaydetti. NATO zirvesinin Ankara’da gerçekleşmesinin, bu kapasitenin doğrudan müttefik karar vericiler tarafından gözlemlenmesini sağladığını ve savunma sanayiinin diplomatik kaldıraç ürettiğini ifade etti. Kendi güvenlik teknolojisini geliştirebilen ülkelerin ittifaklar içinde daha fazla stratejik özerklik elde ettiğini, Türkiye’nin askeri-modernizasyon kapasitesini sergilemesinin NATO içinde tedarik zinciri ve ortak üretim projelerinde Ankara’nın ağırlığını artırdığını belirtti.
Dördüncü boyut olarak zirvenin ekonomik güven ve yatırım algısı üzerindeki etkisine değinen Avşar, büyük uluslararası zirvelerin siyasi ve ekonomik sinyaller ürettiğini söyledi. NATO gibi yüksek güvenlikli bir organizasyonun Ankara’da sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesinin, Türkiye’nin altyapı, güvenlik koordinasyonu, lojistik yönetim ve kamu kapasitesi açısından yüksek standartlara sahip olduğunun uluslararası yatırımcılara gösterilmesi anlamına geldiğini belirtti. Ankara’da başarıyla düzenlenen zirvenin, Türkiye’nin risk primi, yatırımcı güveni ve uluslararası marka değeri üzerinde olumlu etki oluşturacağını ve bu durumun doğrudan yabancı yatırım kararlarını orta vadede destekleyebileceğini ifade etti.
Beşinci ve son derece kritik unsur olarak Türkiye’nin stratejik otonomi tezinin güçlenmesini ele alan Avşar, Türk dış politikasının klasik blok bağımlılığı yerine denge siyaseti ve çok yönlü diplomasi ekseninde yeniden yapılandırıldığını belirtti. Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisinin parçası olmayı sürdürürken bölgesel krizlerde bağımsız pozisyon alabilen bir aktör olduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu stratejik otonominin, uluslararası ilişkilerde “hedging strategy” olarak tanımlanan dengeleme yaklaşımıyla uyumlu olduğunu ve Ankara’nın milli çıkar eksenli esnek denge siyaseti yürüttüğünü vurguladı. NATO zirvesinin Ankara’da yapılması, bu yaklaşımın müttefikler tarafından kabul gördüğünün bir işareti olarak değerlendirildi. Türkiye’nin kuralları uygulayan bir ülke olmayı aştığı, kuralların oluşumuna etki eden bir güç olarak algılandığı belirtildi.
Zirvenin Ankara’da yapılmasının iç politik ve sosyolojik etkilerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Avşar, devlet kapasitesine yönelik toplumsal güvenin artması, milli özgüvenin pekişmesi ve Türkiye’nin küresel statüsüne ilişkin kolektif algının güçlenmesinin önemli olduğunu söyledi. Modern devletlerde dış politika başarılarının iç bütünleşmeyi ve ulusal moral üstünlüğünü besleyen unsurlardan biri olduğunu ekledi.
Sonuç olarak Prof. Dr. Zakir Avşar, NATO zirvesinin Ankara’da düzenlenmesinin jeopolitik ağırlığın teyidi, diplomatik etki alanının genişlemesi, savunma sanayii kapasitesinin görünürleşmesi, ekonomik güvenin artması ve stratejik otonominin kurumsallaşması gibi çok katmanlı faydalar ürettiğini belirtti. Türkiye’nin, bölgesel ve küresel güvenlik düzeninin oluşumuna doğrudan yön veren başat aktörlerden biri olduğunu vurgulayarak, NATO zirvesinin bu gerçeğin dünyaya verilmiş güçlü bir ilanı olduğunu söyledi. Bu ilanın, Türkiye’nin yükselen güç statüsünün diplomatik teyidi; Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında çok kutuplu dünyada merkez ülke olma iddiasının ve Recep Tayyip Erdoğan vizyonunun somutlaşmış hali olduğunu ifade etti.