Spor yazarı Ömer Gürsoy, Türkiye’nin Avustralya karşısında aldığı 2-0’lık mağlubiyeti değerlendirerek, sahada iki farklı futbol felsefesinin çarpıştığını ve Türkiye’nin kendi oyununu sahaya yansıtamadığını belirtti. Gürsoy, Avustralya’nın disiplinli savunma anlayışına karşılık Türkiye’nin oyunu kıracak anahtarı bulamadığını vurguladı.
Avustralya’nın sahaya dizilişinin maç öncesinde okunabilecek kadar net olduğunu ifade eden Gürsoy, uzun stoperleri, birbirine yakın oynayan beşli savunma hattı ve alanı daraltan kompakt bloklarıyla rakibin yerden ve havadan geçit vermediğini söyledi. Avustralya’nın basit ama etkili planının, alanı kapatmak, oyunu yavaşlatmak ve rakibi sabırlı bir hücuma zorlamak olduğunu belirtti. Gürsoy, Türkiye’nin ise oyunu kurmaya çalışırken, oyunu hızlandıracak kırılma anlarını üretemediğini, topa sahip olmanın ise Avustralya’nın istediği ritme dönüştüğünü dile getirdi.
Teknik direktör Tony Popovic’in planının yüksek fizik gücü, alanı daraltma ve rakibi merkezde boğma üzerine kurulu olduğunu belirten Gürsoy, bu yapının modern futbolda “low risk – high control” olarak adlandırıldığını ifade etti. Türkiye’nin bu yapıyı kıracak tempoyu ve cesareti üretemediğini savunan Gürsoy, bazı savunmaların sadece pasla değil, hızla, dikine ve risk alarak aşılabileceğini belirtti. Basketboldan örnek veren Gürsoy, savunmanın içine dalmanın, teması göze almanın ve duvarın içine girmenin gerekliliğini vurguladı. Futbolda da bu tip maçların anahtarının, çizgide değil, içeride çözmek olduğunu söyledi. Avustralya’nın kurduğu “zone savunma” gibi yapıya karşı çözümün sadece top çevirmek değil, içeri girmek olduğunu belirten Gürsoy, Kenan Yıldız ve Yunus Akgün gibi isimlerin bu anlamda potansiyel taşıdığını ancak farkı yaratanın pas sayısı değil, cesur dikine aksiyonlar olduğunu ekledi. Gürsoy, futbolun bazen taktik değil, cesaret testi olduğunu ve bu testte hızla içeri girebilenlerin kazandığını sözlerine ekledi.