Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı köşe yazısında, son dönemde CHP’li yerel yönetimlerde ortaya çıkan yolsuzluk, kayırmacılık ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi konuları derinlemesine inceledi. Avşar, bu tür olayların münferit sapmalar olmanın ötesinde, kurumsal işleyiş ve siyasal kültürle ilgili yapısal sorunlara işaret ettiğini belirtti.
Prof. Dr. Avşar, yerel yönetimlerde artan bütçe büyüklüğü ve takdir yetkisinin, denetim mekanizmalarının yetersizliğiyle birleştiğinde ciddi bir asimetri yarattığını vurguladı. Bu durumun, seçmen ile temsilci arasındaki bilgi ve kontrol dengesizliğinden kaynaklanan “asil-vekil problemi”ni derinleştirdiğini söyledi. İhale süreçleri, imar kararları ve sosyal yardımlar gibi alanların bu tür sapmaların en sık görüldüğü yerler olduğunu ifade etti.
Yazıda, demokratik sistemlerde seçim kazanmanın meşruiyetin başlangıcı olduğunu ancak bu meşruiyetin zamanla sadece sandık sonucuna indirgenmesinin, hukuki ve etik sınırların göz ardı edilmesine yol açtığına dikkat çekildi. Avşar, demokratik meşruiyetin şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı üretme kapasitesiyle devam ettiğini belirterek, bunun “çoğunlukçu indirgemecilik” olarak adlandırılan bir durumun tezahürü olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Avşar, kamu görevinin kişisel nüfuz alanına dönüşmesi, kaynak dağıtımının kişisel sadakat ağlarına dayanması ve kurumsal rollerin bireysel çıkarlarla iç içe geçmesi gibi durumların klasik sosyolojide “patrimonyalizm” olarak açıklandığını belirtti. Son dönemde yaşanan etik dışı ilişkiler ve skandalların, bu aşınmanın sadece mali değil, kültürel ve davranışsal boyutlar kazandığını gösterdiğini ekledi.
Analizin önemli bir bölümünü oluşturan bu kısımda Avşar, CHP’nin etik ihlal iddiaları karşısında ilkesel bir mesafe koymak yerine, ilgili aktörleri koruyucu bir tutum sergilediğini belirtti. Bu durumun siyaset bilimi literatüründe “partizan korumacılık” olarak tanımlandığını ifade eden Avşar, partilerin kısa vadeli siyasal maliyetleri minimize etmek adına sorunlu aktörleri dışlamak yerine krizi iletişim meselesine indirgeme eğiliminde olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın uzun vadede hem parti hem de toplum için olumsuz sonuçlar doğuracağını, iç denetim mekanizmalarını işlevsizleştireceğini ve kamuoyunda cezasızlık algısını pekiştireceğini vurguladı. Avşar, ana muhalefet partisinin bu tutumunun, diğer partilerin benzer durumlarda sergilediği hızlı ve disiplinli tavırlarla karşılaştırıldığında, partinin toplumdan ne kadar uzaklaştığını gösterdiğini belirtti.
Prof. Dr. Zakir Avşar, yolsuzlukla mücadelede etkili sonuçlar alınabilmesi için çok katmanlı bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı. Kurumsal düzeyde denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, şeffaf ihale ve harcama süreçleri, dijital izleme araçlarının yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti. Normatif düzeyde çıkar çatışması düzenlemelerinin netleştirilmesi, etik ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılması ve etik eğitimlerin kurumsallaştırılması önerildi. Siyasal düzeyde ise partilerin aday belirleme süreçlerinden başlayarak iç denetim ve disiplin mekanizmalarını işletmeleri, kriz anlarında hızlı ve şeffaf tepki verebilmeleri gerektiği ifade edildi. Toplumsal düzeyde ise medya ve sivil toplumun denetleyici rolünün kritik önemde olduğu vurgulandı.
Sonuç olarak Avşar, yerel yönetimlerdeki skandalların bireysel zaafların ötesinde, kurumsal tasarım, siyasal kültür ve örgütsel davranış kalıplarının kesişiminde ortaya çıkan derin bir soruna işaret ettiğini belirtti. Bu sorunun aşılabilmesi için hukuki yaptırımların artırılmasıyla birlikte siyasal aktörlerin, kurumların ve toplumun genelinde etik standartların yeniden güçlendirilmesi gerektiğini, aksi takdirde her yeni skandalın aynı yapısal zeminde yeniden üretilen bir döngünün parçası olmaya devam edeceğini ifade etti.