Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, son dönemde yaşanan ve ülkeyi yasa boğan okul saldırıları üzerine dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve daha çok ABD’de görülen türdeki saldırılar, eğitim kurumlarında güvenlik konusunu yeniden gündeme getirdi. Prof. Dr. Avşar, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek, bu tür olayların münferit patolojiler veya güvenlik zaafları olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
Avşar, okullarda yaşanan silahlı şiddet olaylarının artışının, iletişim kopuklukları, değer erozyonu, kurumsal zafiyetler ve kültürel çözülmelerin bir araya geldiği sistemik kırılmaların bir sonucu olduğunu belirtti. 2020’de yayımlanan ‘Güvenli Okul’ (Pegem Yayınları) adlı çalışmasına atıfta bulunan Avşar, Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlıkları ile ortaklaşa yürüttükleri bu çalışmada, günümüzde çözüm aranan pek çok konuya ve şiddet eğilimlerine değindiklerini hatırlattı. Geleneksel güvenlik yaklaşımlarının okulu yalnızca fiziksel bir mekan olarak ele aldığını, kamera sistemleri ve giriş-çıkış kontrolleri gibi önlemlerin tek başına yeterli olmadığını ifade etti. Şiddetin kaynağının çoğu zaman bireyin zihinsel ve duygusal dünyasında filizlendiğini belirten Avşar, bu noktada ‘güvenli eğitim iletişimi’ kavramının önemine dikkat çekti.
Güvenli eğitim iletişimi, tüm paydaşlar arasında gerçekleşen ve bireylerin kendilerini ifade edebildiği, duyulduğunu hissettiği, anlamlandırıldığı ve değer gördüğü bir etkileşim iklimini ifade ediyor. Bu iklimin yokluğunda, bireylerde oluşan kırılmaların zamanla davranışsal sapmalara dönüşebileceğini dile getiren Avşar, güvenli okulun hem tehditleri dışarıda tutan hem de içerideki sorunları erken fark edip onarabilen bir sistem olması gerektiğini vurguladı. Okul saldırılarının faillerinde sıklıkla görülen aidiyet eksikliği ve yabancılaşma duygusunun, Sosyal Kimlik Teorisi çerçevesinde değerlendirildiğinde daha anlaşılır hale geldiğini belirtti. Okul ortamında dışlanma, zorbalık veya değersizleştirilme gibi deneyimlerin, bireyin sosyal bağlarını zayıflattığını ve iletişim kanallarının kapalı olmasının risk faktörünü artırdığını söyledi. Şiddetin, bu bağlamda çoğu zaman bir ‘iletişim çöküşünün’ radikal bir ifadesi olarak ortaya çıktığını ekledi.
Modern eğitim tartışmalarında disiplin kavramının sıklıkla sorgulandığını ancak normatif çerçevenin zayıfladığı ortamlarda risk davranışlarının arttığını gözlemlediğini aktaran Avşar, disiplinin sadece kural ihlallerini cezalandırmakla kalmayıp, öngörülebilir bir sosyal düzen kurma işlevini de üstlenmesi gerektiğini belirtti. Disiplinin iletişimsel boyutunun kritik önem taşıdığını, otoritenin keyfi değil meşru, sert değil tutarlı ve erişilebilir olması gerektiğini vurguladı. Aile ile okul arasındaki değer ve iletişim sürekliliğinin de okul güvenliği açısından ihmal edilmemesi gereken bir diğer boyut olduğunu ifade etti. Çocuk ve gençlerin kimliklerini inşa ettikleri aile, okul, sosyal çevre ve dijital dünya arasındaki değer farklılıkları ve iletişim kopukluklarının, bireyde parçalı bir kimlik yapısı oluşturduğunu söyledi. Bu nedenle güvenli okul iletişimi modelinin, aileyi de sürecin aktif bir paydaşı haline getirmesi gerektiğini savundu. Günümüz gençliğinin yoğun medya ve dijital içerik akışıyla şekillendiğini belirten Avşar, şiddetin estetize edildiği, bireyin değersizleştirildiği içeriklerin gelişim çağındaki bireyler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurguladı. Bu noktada medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme ve dijital farkındalık becerilerinin geliştirilmesinin, şiddetin meşrulaştırılmasına karşı önemli bir koruyucu mekanizma oluşturduğunu belirtti.
Birçok vakada saldırganların önceden çeşitli sinyaller verdiğini ancak bu sinyallerin çoğunlukla ciddiye alınmadığını veya parçalı bilgiler olarak kaldığını dile getiren Prof. Dr. Avşar, iletişim temelli erken uyarı sistemlerinin kritik rol oynadığını vurguladı. Öğretmenler, rehberlik birimleri, yöneticiler ve öğrenciler arasında kurulacak güvene dayalı iletişim ağının, bu tür sinyallerin zamanında fark edilmesini ve müdahale mekanizmalarının devreye girmesini sağlayacağını söyledi. Burada temel mesele ihbar kültürü değil, sorumluluk bilinciyle hareket eden bir farkındalık kültürü oluşturmak olduğunu ifade etti. Son kertede, güvenli okulu yalnızca teknik önlemlerle tesis etmenin mümkün olmadığını belirten Avşar, asıl belirleyicinin okulun üzerine inşa edildiği ahlaki zemin ve iletişim düzeni olduğunu vurguladı. Saygının, sorumluluğun, aidiyetin ve karşılıklı güvenin canlı tutulduğu bir okul ikliminin, şiddeti engellemekle kalmayıp anlamsızlaştırdığını belirtti. Güvenli okul politikalarının, bireyi merkeze alan ancak toplumsal sorumluluğu ihmal etmeyen; özgürlük ile düzen arasında denge kuran; iletişimi kurucu bir unsur olarak gören bir anlayışla yeniden düşünülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.