Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı köşe yazısında, siyasetçinin özel hayatı ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki güncel tartışmaları mercek altına aldı. Avşar, belediyelerle ilgili devam eden soruşturmalar, gözaltılar ve itiraflar neticesinde CHP’nin üst düzey isimlerine yönelik yeni ve farklı iddiaların gündeme geldiğini belirtti. Bu iddiaların bir kısmının bireysel zaafiyetlerden kaynaklandığı ve bu durumun ‘özel hayat’ kalkanıyla örtülmeye çalışıldığına dikkat çekti.
Prof. Dr. Avşar, CHP içinden bir gazetecinin, “Madem ki bu görevlerdesiniz, toplu seks partileri, viski partileri yapmayacaksınız, partileme nedir ya!” şeklindeki uyarısının önemine vurgu yaparak, konunun siyasetin geleceği açısından derinlemesine ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasetçilerin özel hayatının demokratik toplumlarda önemli bir tartışma alanı olduğunu belirten Avşar, bu alanda bireyin mahremiyet hakkı ile kamusal görevi üstlenen kişinin hesap verebilirliği arasındaki gerilime işaret etti. Siyasetçinin de temel haklara sahip bir birey olduğunu ancak kamusal iktidar alanında bulunması ve toplum adına kararlar alması nedeniyle özel hayatının sıradan bir vatandaşla aynı düzeyde değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Asıl meselenin, özel olanın kamusal güveni ne zaman etkilediği ve kamusal denetime açıldığı noktası olduğunu vurguladı.
Siyaset felsefesi ve etik açısından modern temsil teorisinin temelinde ‘güven ilişkisi’nin yer aldığını dile getiren Avşar, seçmenin temsilcisinin kararlarını belirli bir karakter, dürüstlük ve sorumluluk anlayışı içinde alacağını varsaydığını belirtti. Bu nedenle siyasetçinin kişisel hayatının, bazı durumlarda karakter değerlendirmesinin bir parçası haline geldiğini söyledi. Seçmenin, siyasetçinin özel hayatını ahlak polisi gibi denetlemek değil, kamusal görevin icrasını etkileyen unsurları değerlendirmek için bilmek istediğini kaydetti. Özel hayatın kamusal tartışma konusu olabilmesi için kamu yararı testinden geçmesi gerektiğini ifade etti.
Tartışmanın en karmaşık boyutlarından birinin cinsel hayat olduğunu belirten Avşar, cinselliğin insan hayatının en mahrem alanlarından biri olduğunu ve rızaya dayalı cinsel tercihlerin, kamusal göreviyle doğrudan bağlantılı olmadığı sürece korunması gerektiğini vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına da atıfta bulunarak, bir siyasetçinin evlilik dışı ilişkisi veya özel cinsel hayatının kural olarak kamu denetimine açık olmaması gerektiğini belirtti. Ancak, cinselliğin siyaset bağlamında tamamen denetim dışı olmadığını, belirleyici olanın cinsel hayatın kendisi değil, onun kamusal yetkiyle kurduğu ilişki olduğunu söyledi. Bir siyasetçinin cinsel hayatı eğer kamu gücünün kötüye kullanımıyla kesişiyorsa, etik ve siyasal tartışmanın meşru konusu haline geldiğini örneklerle açıkladı (makam nüfuzunu kullanarak ilişki kurmak, siyasi himaye karşılığında cinsel yakınlık talep etmek, kamu personeline baskı uygulamak, kamu kaynaklarını kişisel ilişkiler için kullanmak gibi).
Siyasal etik literatüründe ‘güç asimetrisi’ kavramının önemine dikkat çeken Avşar, siyasetçi ile diğer kişiler arasındaki ilişkinin hiçbir zaman eşit koşullarda kabul edilemeyeceğini belirtti. Etik tutarlılığın, kişinin savunduğu normlarla yaşadığı hayat arasındaki uyum olduğunu vurgulayan Avşar, siyasetçinin topluma empoze ettiği değerlerle kendi hayatı arasındaki çelişkinin, yani ikiyüzlülüğün, demokrasilerde güven erozyonuna yol açtığını ifade etti. Siyasetçinin özel hayatını tamamen görünmez kılmak değil, özel hayatının kamusal görev üzerindeki etkisini yönetmesi gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Avşar, kamusal yetki kullanan kişiler için risk alanlarını dört ana başlıkta topladı: çıkar çatışması, şantaja açıklık, güç istismarı ve söylem-eylem çelişkisi. Bu durumların hiçbir yasa, kural tanımayan fiillerle birleştiğinde siyasal etik açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı. Son olarak, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ve iddialar ışığında, kamusal güç ve imkanların kötüye kullanıldığını, kaynakların kişisel çıkarlara harcandığını ve en kötüsü de bu durumun büyük ölçüde ‘özel hayat’ kisvesi altında perdelenmeye çalışıldığını, ancak özellikle ‘cinsel hayat’ düzenlemeleri için kullanıldığını savundu. Bu işin merkezinde yer alan isimlerin ise etik kaygıları dile getirmesi gereken kişiler olduğunu belirterek yazısını tamamladı.