Söz Değil, Suç Konuşur
Ortadoğu’nun kanla, gözyaşıyla ve acıyla yoğrulmuş gerçekliği içinde bazı sözler vardır ki; muhatabını değil, sahibini ele verir. Bugün İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği seviyesiz ifadeler de tam olarak böyledir.
Bu sözler bir siyasi eleştirinin ötesinde; bir panik halinin, bir meşruiyet krizinin ve derin bir ahlaki çöküşün dışavurumudur.
Çünkü hakikatle bağı kopmuş, vicdan terazisi kırılmış bir zihnin dilinden dökülen sözler; ne kadar yüksek sesle söylenirse söylensin, hakikatin karşısında hüküm ifade etmez. Aksine, sahibinin içine düştüğü çaresizliği ve sıkışmışlığı gözler önüne serer.
Bugün konuşulması gereken, söz değil; suçtur.
Gazze’de masum çocukların üzerine yağan bombaların hesabını veremeyen bir anlayışın, başka ülkelere ve liderlere dil uzatması; siyasetin değil, utanmazlığın ulaştığı en dip noktadır. Batı Şeria’da süregelen gasp politikaları, Lübnan’a yönelik müdahaleler, Suriye’nin egemenliğini tehdit eden girişimler ve bölge ülkelerinin iç dengelerine yönelik müdahaleler; bu yaklaşımın sadece bölgesel değil, küresel bir kriz odağına dönüştüğünün açık göstergesidir.
Bu tablo karşısında sarf edilen her söz; gerçeği örtmeye çalışan bir gürültüden ibarettir.
Türkiye Cumhuriyeti ise köklü devlet geleneği, güçlü siyasi iradesi ve milletinden aldığı destekle bu tür ucuz propagandaların ötesinde bir duruş sergilemektedir. Türkiye; iftiralarla yönü değiştirilecek, kirli söylemlerle sarsılacak bir ülke değildir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen her hadsiz ifade; yalnızca bir şahsa değil, doğrudan doğruya Türk devletinin egemenliğine ve milletimizin onuruna yönelmiş bir saldırıdır.
Bu nedenle mesele şahsi değil, millidir.
Bugün Türkiye’nin yükselen diplomatik gücü, mazlum coğrafyalar adına yükselttiği ses ve bölgesel denklemlerde oynadığı etkin rol; bazı odakları rahatsız etmektedir. Benjamin Netanyahu’nun söylemlerinin arka planında da işte bu rahatsızlık yatmaktadır.
Ancak bilinmelidir ki; Türkiye geçmişte olduğu gibi bugün de bu tür kirli senaryolar karşısında dimdik durmaya devam edecektir.
Barışı bozan, güvenliği zedeleyen, insanlığın ortak değerlerini hiçe sayan bir anlayışın sözleri; ne Türkiye’yi ne de Türk milletini etkileme gücüne sahiptir. Çünkü hakikat, eninde sonunda gürültüyü bastırır.
Ve unutulmamalıdır:
Söz uçar…
Ama suç, tarihe kazınır.