ABD ve İran arasındaki uzun süredir devam eden gerilim, son günlerde Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’nde petrol tankerlerine yönelik karşılıklı saldırılarla yeni bir boyut kazandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki ABD savaş gemilerine yönelik balistik füze saldırısının ardından, İran’a ait 3 ham petrol tankerinin hedef alındığını duyurdu. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, İran’ın ABD gemilerine saldırması halinde daha ağır ekonomik bedellerle karşılaşacağı uyarısında bulundu.
İran ise bu saldırılara misilleme olarak, Hark Adası açıklarında ABD tarafından vurulduğu iddia edilen 2 İran tankerinin yanı sıra Umman Körfezi’nde imha edilen bir başka tankerle karşılık verdiğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndan “izinsiz rota” kullandığı gerekçesiyle 3 petrol tankerinin ve ABD bağlantılı başka gemilerin hedef alındığını bildirdi.
Gerilimin en dikkat çekici noktalarından biri, Basra Körfezi’nin kuzeyindeki Hark Adası çevresinde yaşandı. İran basını, adanın yaklaşık 6 mil açığında bulunan bir petrol tankerinin ABD tarafından 4 füzeyle vurulduğunu aktardı. Saldırıda can kaybı yaşanmazken, mürettebatın tahliye edildiği belirtildi. Hark Adası’nın İran’ın önemli petrol ihracat merkezlerinden biri olması, çatışmaların enerji güvenliği boyutuyla da kritik bir önem taşıdığını gösteriyor.
Bu karşılıklı saldırılar, savaşın artık sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını, petrol taşımacılığı ve deniz ticaretinin de çatışmanın doğrudan bir parçası haline geldiğini ortaya koydu.
Çatışmaların tırmandığı bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, durumu “savaş” yerine “askeri çatışma” olarak nitelendirerek, İran’ın ABD açısından büyük bir mesele olmadığını savundu. Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve bölgede yeni bir hareketlilik olması halinde İran’daki bazı hedeflerin vurulabileceği uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, Washington’ın askeri baskıyı sürdürürken çatışmanın kapsamını sınırlı gösterme çabasını yansıtıyor.
Dünyanın en önemli petrol geçiş güzergahlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda İran’ın kontrol ve denetim uygulamaları artıyor. İran, boğazdan geçişlerde kendi belirlediği kurallara uymadığını ileri sürdüğü gemileri kara listeye alıyor. Son olarak 11 geminin daha eklenmesiyle kara listedeki gemi sayısı 56’ya ulaştı. İran, bu gemilerin para cezası, alıkoyma veya el koyma gibi yaptırımlarla karşılaşabileceğini duyurdu. Bu durum, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan bir risk oluşturuyor.
ABD ile İran arasındaki mevcut savaşın kökenleri 28 Şubat 2026’ya dayanıyor. İsrail ve ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik ortak saldırılarıyla başlayan süreçte, Tahran ve diğer kentlerde çeşitli noktalar vuruldu. İran, saldırılara İsrail ve bölgedeki ABD üslerine yönelik füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. Savaşın ilk döneminde hava saldırıları, füze ve İHA operasyonları ön plandaydı. Hürmüz Boğazı kısa sürede savaşın önemli cephelerinden biri haline geldi.
Yoğun çatışmaların ardından 15 Haziran’da ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varıldığı ve askeri operasyonların sonlandırılacağı açıklandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasını da içeriyordu. Ancak güven sorunu ve İran’ın Hürmüz’deki uygulamaları nedeniyle gerilim yeniden yükseldi.
Temmuz ayından itibaren Hürmüz Boğazı yeniden çatışmaların merkezine yerleşti. İran, yabancı müdahale ve güvenlik gerekçeleriyle boğazı ikinci bir duyuruya kadar kapattığını açıkladı. Ağustos ayında ise İranlı yetkililer, ABD’nin tehdit ve ablukayı sona erdirmemesi halinde Hürmüz’ün açılmayacağını bildirdi. İran ayrıca bu süreçte ABD’ye ait MQ-9 Reaper tipi İHA’ları düşürdüğünü duyurdu.
Gerilim, ağustos sonu ve eylül başında yeniden açık çatışmaya dönüştü. ABD ordusu, 1 Eylül’de İran’daki Devrim Muhafızları hedeflerine yönelik yeni saldırılar başlattığını duyurdu. Operasyonlarda hava savunma sistemleri, radarlar ve iletişim merkezleri hedef alındı. İran ise ABD’nin saldırılarına bölgedeki Amerikan askeri noktalarına füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. Bu saldırılarda sivil kayıpların da yaşandığı bildirildi.
Gelinen noktada savaşın merkezinde yalnızca İran’ın askeri tesisleri bulunmuyor. Hürmüz Boğazı, petrol tankerleri, İran’ın petrol ihracatı ve ABD’nin bölgedeki deniz gücü, savaşın yeni ana cephesini oluşturuyor. Son tanker saldırıları, bu durumu açıkça ortaya koydu. ABD, İran’ın savaş gemilerine yönelik saldırısına tankerleri vurarak karşılık verirken, İran da ABD bağlantılı gemileri ve Hürmüz’den geçen tankerleri hedef alabileceği mesajını verdi.
Önümüzdeki dönemde çatışmanın seyrini belirleyecek en önemli başlıklar, Hürmüz Boğazı’nın açık kalıp kalmayacağı, petrol tankerlerinin güvenli geçişi, ABD’nin İran’ın petrol ihracatına yönelik baskısı ve tarafların yeni misillemelere başvurup başvurmayacağı olarak öne çıkıyor.
ABD ile İran arasındaki çatışmanın kökleri 1979 İran Devrimi’ne dayanıyor. Devrimin ardından Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler koptu ve aynı yıl İran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasıyla diplomatik ilişkiler kesildi. 1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında da iki ülke karşı karşıya geldi. 1988’de ABD donanmasının İran’a ait petrol platformlarını vurması ve USS Vincennes kruvazöründen ateşlenen füzenin İran Havayolları’na ait yolcu uçağını düşürmesi (290 ölü) ilişkilerdeki gerilimi derinleştirdi. Sonraki yıllarda İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, İran’ın bölgedeki silahlı gruplarla ilişkileri ve ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığı, iki ülke arasındaki gerilimin temel başlıkları olmaya devam etti. Bugünkü savaş, bu uzun gerilim tarihinin en doğrudan ve en geniş kapsamlı askeri aşaması olarak sürüyor. Taraflar arasında kalıcı bir barış anlaşması bulunmuyor ve Hürmüz Boğazı’ndaki karşılıklı saldırılar çatışmanın yeniden genişleme riskini canlı tutuyor.