Eğitimci yazar Hayat Aras, “Altay’dan Anadolu’ya Bitikler” yazı dizisinin altıncı bölümünde, Rusya Federasyonu’na bağlı Altay Krayı’ndaki Taldı Mağaraları’nın mistik atmosferini ve derin tarihini okuyucularıyla paylaştı. Mağaralara giden zorlu yolculuğunu ve bu topraklara özgü efsaneleri anlatan Aras, doğa ile insan arasındaki bağı ve yer adlarının taşıdığı anlamları ustaca harmanladı.
Taldı Mağaraları’na ulaşmak için çıkılan dik ve uzun merdivenler, adeta gizemli bir kapıya doğru yapılan bir yolculuğu simgeliyordu. Ahşap seyir terasına varıldığında, ormanların, yükselen dağların ve can veren Katun Irmağı’nın muhteşem manzarası, tırmanışın tüm yorgunluğunu unutturdu. Aras, burada doğaya gösterilen özenin altını çizerek, yapılaşmada ağaçların korunmasına dikkat çekiyor ve bu sevginin evrensel bilgelikle ödüllendirildiğini vurguluyor.
Mağaraların bulunduğu bölge, Rusya Federasyonu’nun Altay Krayı’nda, Katun Irmağı’nın sol kıyısında yer alıyor. Aras, “Taldı” adının Altay Türkçesinde “söğüt” anlamına geldiğini ve bu ismin, bölgenin geçmişte söğüt ağaçlarıyla kaplı olabileceğine işaret ettiğini belirtiyor. Bu dilsel ipucu, Kazakistan’daki “Kayındı” gibi yer adlarıyla paralellik kurarak, Türk dünyasındaki coğrafi adlandırma geleneğini gözler önüne seriyor.
Mağaranın içine girildiğinde, dışarıdaki sıcaklığın yerini serin ve nemli bir hava alıyor. Gün ışığının zayıfladığı, taş duvarlardan yankılanan su damlaları ve ayak seslerinin duyulduğu bu ortamda, Aras Tuvaca “Alday-Buuçu” destanındaki yer altı dünyasının hakimi Erlik Han’ı anımsıyor. Yerel halkın da Taldı’yı Erlik Han ile ilişkilendirmesi, “Erlik Han’ın Eşiği” adının doğuşuna vesile oluyor. Mağara içinde zaman ve mekan algısının kaybolduğu, tarih öncesi insanlığın izlerinin görüldüğü bir yolculuk başlıyor.
Kazılarda ortaya çıkan tarih öncesi kültür kalıntıları, buradaki insan varlığının derinliğini kanıtlıyor. Taş duvarlara çizilen resimler, kazınan öyküler, kemikten oklar ve boynuzdan takılar, mağaranın içinde çağlar boyu yankılanan bir yaşamın izlerini taşıyor. Aydınlık dünyaya dönüldüğünde ise, tarihin en uzak geçmişinden modern Rus turist gruplarıyla karşılaşılıyor.
Mağaradan inişte karşılaşılan doğal kaya köprüsü, “Dilek Kemeri” olarak da biliniyor ve üzerinde dilek tutmaya dair uygulamaların yapıldığına dair işaretler taşıyor. Aras, bu kemerin altında gördüğü üst üste bırakılmış taşları, kendi hikâyesinde bir iz olarak bırakıyor.
Yazı dizisinin bu bölümünde, “Talda” adıyla ilgili bir rivayet de anlatılıyor: Açgözlü bir kadın yönetici olan Talda’nın ihtirası, Manjerok’un ona sunduğu dipsiz küp ve Katın’ın ördüğü av ağı ile sınanır. Hileye kurban giden Talda, öfkeyle Manjerok’u göle, Katın’ı ise ırmağa dönüştürür ve kendisi de yerin altına gömülür. Bu efsane, Katun Irmağı ve çevresindeki yer adlarıyla ilişkilendiriliyor.
Aras, bu rivayetin bilimsel bir kanıt sunmasa da, dağ, göl ve nehrin insan yüreğiyle kurduğu görünmez bağı temsil ettiğini belirtiyor. Taldı’dan ayrılırken, akmaya devam eden Katun Irmağı ve geride kalan yol, geçmiş ile şimdi arasındaki sürekliliği simgeliyor.