Bugün dünya enerji ihtiyacının büyük bir kısmını hala fosil yakıtlardan karşılıyor ve bu durum küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir kaynağı olmaya devam ediyor. İklim krizi derinleşirken, yaşam maliyetleri artmakta ve enerji sistemleri daha kırılgan hale gelmektedir. Sel, kuraklık ve aşırı sıcaklıklar gibi yıkıcı doğa olayları sıklaşırken, fosil yakıtlara dayalı mevcut model hem gezegenimizi hem de toplumları zorlamaktadır. Son on yılın en sıcak dönem olması ve ölçülen en sıcak sekiz yılın tamamının bu dönemde yaşanması, karşı karşıya olduğumuz riskin geleceğe ait bir senaryo değil, bugünün acil bir gerçeği olduğunu gözler önüne seriyor.
Kolombiya’nın Santa Marta kentinde 24-29 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek Birinci Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı (TAFF), bu kritik süreçte önemli bir dönüm noktası olacak. Kolombiya ve Hollanda ev sahipliğinde gerçekleşecek konferans, fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir geçişi savunan ülkeleri, yerel yönetimleri ve çeşitli paydaşları bir araya getirecek. Bu konferans, genel taahhütlerin ötesine geçerek uygulanabilir yol haritalarının tartışılacağı yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) ve diğer kuruluşların ortak katkılarıyla hazırlanan bir rapor, temiz enerji yatırımlarının artmasına rağmen, ülkelerin mevcut fosil yakıt planlarının 1,5°C hedefiyle uyumlu olmadığını belirtiyor. Bu durum, ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik riskler ve atıl varlıklar gibi çok boyutlu kırılganlıklar yaratıyor. Rapora göre, sorunun temelinde ulusal planlar, uluslararası koalisyonlar ve sektörel girişimler arasındaki tutarlılık ve koordinasyon eksikliği yatıyor.
Gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji finansmanından aldığı payın sınırlı kalması, geçişin hızını ve adaletini kısıtlayan yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Ancak fosil yakıtlardan çıkış süreci somut uygulama aşamasına geçmiş durumda. 80’den fazla ülke, COP30’da fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritasını destekledi. Ayrıca, en az 46 ülkenin elektrik sektöründe karbonsuzlaşma planı bulunurken, 11 ülke fosil yakıt arzını azaltmaya yönelik planlar geliştiriyor.
Bu deneyimler, tek bir ülke için geçerli sihirli bir formül olmadığını, ancak güvenilir bir geçiş planının bazı ortak ölçütler taşıması gerektiğini gösteriyor. Bu ölçütler arasında bilimle uyum, ülkelerin sorumluluk ve kapasite farklarını gözetme, katılımcılık ve şeffaflık, ulusal sahiplenme ile uluslararası koordinasyonu bir arada kurma, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alma yer alıyor.
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), fosil yakıtlardan çıkışın ertelenebilecek bir seçenek değil, aksine iklim hedefleriyle uyumlu, ekonomik olarak rasyonel ve toplumsal açıdan adil bir yön değişikliği olduğunu vurguluyor. Bilimsel veriler, dünya ortalama sıcaklığındaki artışın 1,5°C ile sınırlandırılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu hedefe ulaşmak için küresel emisyonların 2030’a kadar %42, 2035’e kadar ise %57 azaltılması gerekiyor. Bu da mevcut fosil yakıt rezervlerinin önemli bir kısmının kullanılmaması anlamına geliyor.
Fosil yakıtlardan çıkış, yalnızca enerji üretiminde teknik bir değişiklik değil; üretimden tüketime, finansmandan yönetişime kadar uzanan bütüncül bir dönüşüm gerektiriyor. Geçişin güvenilir olabilmesi için enerjiye erişim, fosil yakıt üretimi ve tüketimi, teşvik reformu, adil geçiş mekanizmaları, ekonomik çeşitlenme, insan hakları, katılımcılık ve izleme gibi konuların birlikte ele alınması şart.
Fosil yakıtlara dayalı sistem, kamu maliyesi üzerinde de ağır bir yük oluşturuyor. Hükümetlerin fosil yakıt sübvansiyonları ve iklim ile sağlık üzerindeki fiyatlandırılmamış maliyetler göz önüne alındığında, toplam yükün küresel GSYH’nin yaklaşık %7’sine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu durum, fosil yakıtların ucuz bir enerji kaynağı olduğu algısının gerçeği yansıtmadığını ve mevcut modelin görünmeyen maliyetlerini topluma yüklediğini gösteriyor. Fosil yakıtlardan çıkış, hem iklim için hem de daha sağlıklı, daha öngörülebilir ve kamu yararını gözeten bir ekonomi için gereklidir.
Uluslararası iş birliğinin etkisi de göz ardı edilemez. Paris Anlaşması’ndan bu yana sera gazı emisyonlarındaki yıllık artış hızının yavaşlaması, küresel çerçevelerin sonuç üretebildiğini gösteriyor; ancak mevcut ilerleme henüz yeterli değil.
SEFİA Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, Dünya Günü’nün fosil yakıtlara bağımlı bir geleceğin güvence sağlamayacağını hatırlattığını belirtiyor. Özenç,