A Milli Futbol Takımı’nda kağıt üzerinde yıldızlar, Avrupa tecrübesi ve yüksek piyasa değerlerine sahip oyuncular bulunsa da, sahada bu potansiyelin tam olarak sahaya yansıtılamadığı gözlemleniyor. Sahada aynı kalite, mücadele ve takım oyunu sergilenememesi, teknik direktör Vincenzo Montella’nın seçimlerini ve genel kadro yapılanmasını sorgulatıyor.
Montella’nın performansının sorgulanması bir ihtimal olsa da, daha derin bir soru öne çıkıyor: Milli takıma getirilen ‘dayatma’ bir ilk 11 mi var? Teknik direktörler genellikle mevcut oyuncularla takım kurar ve bu oyuncuları geliştirir. Eğer tercih hakları kısıtlanıyorsa, elindeki malzemeyi bile değiştiremez. Bu durum, ‘Gerçekten en iyi futbolcuları mı seçiyoruz, yoksa en iyi olduğuna inandığımız isimleri mi?’ sorusunu akıllara getiriyor.
Yıllardır benzer sorunlarla karşılaşıldığı düşünüldüğünde, sadece teknik direktöre odaklanmanın yeterli olmayabileceği anlaşılıyor. Bazen sorun, takımın başında olan kişide değil, o kişiye sunulan oyuncu grubundadır. Milli takım formasının taşıdığı tarihi, kültürü ve sorumluluğu tam olarak hissedebilen bir teknik adam profili ne kadar önemlidir? Milli takım, sadece sahaya çıkan 11 oyuncudan ibaret değildir; forma, tarih, aidiyet, karakter ve ülkeyi temsil etme sorumluluğunu barındırır.
Bugün tartışılması gereken konu yalnızca teknik direktör Montella değil. Oyuncu tercihleri, Türk futbolunun genel yapılanması, yetenek havuzu ve karar alma süreçleri de aynı şekilde sorgulanmalı. Başarı; doğru teknik adam, doğru oyuncu grubu ve ortak bir futbol aklıyla gelir. Bu bağlamda, asıl sorulması gereken soru şudur: Sorun Montella mı, yoksa Türk futbolunun yıllardır değiştiremediği anlayış mı?