Organ Bağışında Yeni Düzenleme: Umut mu, Tehlike mi?

Organ Bağışında Yeni Düzenleme: Umut mu, Tehlike mi?
A+
A-

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen “Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, organ nakli alanında önemli bir adım olarak sunuluyor. 1979 tarihli 2238 sayılı Kanun’un 14. maddesinde yapılan değişiklikle, artık organ bağışı konusunda kişinin beyanı esas alınacak. Yani, beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişinin organlarının bağışlanabilmesi için, eğer kişi önceden e-Devlet üzerinden bağış iradesini beyan etmişse aile onayı aranmayacak.

İlk bakışta, organ nakli bekleyen binlerce hasta için umut veren bir adım gibi görünebilir. Türkiye’de her yıl yüzlerce insan, zamanında organ bulunamadığı için hayatını kaybediyor. Bağış oranlarının düşük olması, uzun bekleme listeleri, nakil sürecindeki bürokratik engeller… Tüm bunlar, sağlık otoritelerini daha pratik yollar aramaya itmiş olabilir.

Ancak mesele sadece umut değil, aynı zamanda güvenlik meselesidir.

Aile Onayının Kaldırılması: Geri Dönülmez Bir Karar

Organ bağışı, hem etik hem de hukuki açıdan son derece hassas bir konudur. Bugüne kadar Türkiye’de uygulanan sistemde, kişi organ bağışı beyanında bulunsa bile, beyin ölümü gerçekleştiğinde son söz genellikle aileye bırakılıyordu. Bu uygulama, aileye hem veda sürecinde söz hakkı tanıyor hem de olası suistimallerin önüne geçiyordu.

Yeni düzenleme ile bu koruyucu bariyer ortadan kalkıyor. Artık, e-Devlet üzerinden yapılan bir beyan, ölüm anında bağlayıcı olacak. Sorun şu ki:

E-Devlet şifresinin çalınması,

E-imza dolandırıcılığı,

Kimlik bilgilerinin kötüye kullanılması
gibi riskler ülkemizde ne yazık ki azımsanmayacak boyutta. Daha geçen günlerde, e-imza çeteleri çökertildi, sahte diplomalar, sahte ehliyetler ortaya çıktı.

Peki, böyle bir ortamda, organ bağışı beyanının güvenliği nasıl sağlanacak? Şifresi ele geçirilmiş bir vatandaşın, haberi olmadan organ bağışçısı olarak kaydedilmesi ihtimali bile başlı başına endişe verici.

Organ Mafyasının İştahını Kabartabilecek Bir Zemin

Türkiye, coğrafi konumu gereği organ ticareti konusunda uluslararası mafya örgütlerinin radarında olan bir ülke. Yıllardır yapılan operasyonlarda, yasa dışı organ ticareti ağları çökertildi. Bu yeni düzenleme, kötü niyetli kişilere “yeni fırsatlar” sunma riski taşıyor.

Beyin ölümü tanısı, tıbben son derece ciddi ve geri dönüşsüz bir karar. Ancak dünya genelinde bu konudaki tartışmalar bitmiş değil. Özellikle tıbbi hata ihtimalleri, etik kaygılar ve ekonomik çıkarların sağlık sistemine sızma riski, bu alanı sürekli denetim altında tutmayı gerektiriyor.

Aile onayı mekanizmasının kaldırılması, kontrolü zorlaştırabilir. Çünkü ölüm sonrası en yakın akrabaların bilgi ve onay hakkı elinden alınıyor. Bu da toplumsal güveni sarsabilir.

Çözüm Ne Olmalı?

Organ bağışını artırmak elbette önemli, ancak güvenli ve denetlenebilir bir sistem kurmak daha da önemlidir.

E-Devlet beyanları çok aşamalı doğrulama ile yapılmalı (biyometrik doğrulama, yüz tanıma vb.).

Beyin ölümü kararları, bağımsız ve çok sayıda uzman tarafından teyit edilmeli.

Bağış kararının ölüm anında aileye en azından bilgilendirme yükümlülüğü olmalı.

Organ nakli süreci tamamen şeffaf ve kayıt altına alınmalı.

Organ bağışı, yaşam kurtaran kutsal bir davranıştır. Ancak “güven” olmadan atılan her adım, hem bağışçıların hem de bekleyen hastaların umutlarını zedeler.

Bu nedenle, TBMM’de kabul edilen bu değişikliğin, “aile onayı” maddesi tekrar gözden geçirilerek, hem bağış oranlarını artıracak hem de kötüye kullanımı önleyecek bir şekilde düzenlenmesi şarttır. Aksi takdirde, organ bağışı gibi ulvi bir konu, kamuoyunda “tehlike” ve “kuşku” başlığı altında anılmaya başlayabilir.

Reindeer Medya İzopoint Yalıtım Sıvası - Isı, Ses, Su ve Yangın Yalıtımı
Gazeteci, Yazar,