Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Etkileşim ve Paylaşım Budalaları” başlıklı yazısında, sosyal medyanın bireyler ve toplum üzerindeki dönüştürücü etkilerini derinlemesine ele aldı. Avşar, günümüz insanının dijital platformlarda sergilediği sürekli etkileşim ve paylaşım arzusunu ironik bir dille eleştirerek, bu durumun benlik algısı, sosyal karşılaştırma ve mahremiyet gibi temel kavramları nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu.
Yazısında Necip Fazıl Kısakürek’in “Kısakürek” soyadıyla ilgili yaşadığı bir anıyı aktaran Avşar, bu anekdot üzerinden espri anlayışını ve kelime oyunlarını günümüzdeki sosyal medya paylaşımlarına benzeterek çarpıcı bir giriş yaptı. Sosyal medyanın, bireyin kendini başkalarına gösterme biçimini kökten değiştirdiğini belirten Avşar, dijital platformların kişisel hayatı sürekli görünür kılan yeni bir toplumsal alan yarattığını vurguladı. Bazı insanlar için sosyal medyanın, iletişim aracının ötesine geçerek hayatın merkezî bir unsuru haline geldiğini ifade etti.
Prof. Dr. Avşar, sosyal medyanın bireyin benlik algısı üzerindeki etkisine dikkat çekti. Kişinin kendisi hakkındaki değerlendirmelerinin, sosyal medyada aldığı beğeniler, yorumlar ve takipçi sayıları gibi ölçülebilir dijital göstergelere dönüştüğünü belirtti. Bu durumun, bireyin kendilik değerini dış onay mekanizmalarına bağımlı hale getirebileceğini savundu. Ancak Avşar, bu davranış biçimini yalnızca kişinin karakteriyle açıklamanın yetersiz olduğunu, platformların tasarımının insan psikolojisi üzerindeki etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ekledi.
Yazının devamında sosyal karşılaştırma olgusuna değinen Avşar, sosyal medyanın bu karşılaştırmayı sürekli, küresel ve yoğun bir hale getirdiğini söyledi. İnsanların, kendi hayatlarının tamamını bilirken, başkalarının hayatlarının yalnızca seçilmiş ve idealize edilmiş görüntülerini gördüğünü belirten Avşar, bu durumun yetersizlik ve memnuniyetsizlik duygularını beslediğini ifade etti. Dijital profillerin, hayatın gerçek bir yansıması değil, seçilmiş, düzenlenmiş ve estetikleştirilmiş bir benlik anlatısı olduğunu vurguladı.
Sosyolojik açıdan bakıldığında ise özel hayatın giderek kamusal bir performans alanına dönüştüğünü belirten Avşar, mahremiyetin sınırlarının bulanıklaştığını söyledi. İnsanların özel hayatlarını kendi iradeleriyle kamusal alana taşıdığını, ancak asıl sorunun paylaşımın kendisi değil, bu paylaşımın bir norm haline gelmesi olduğunu ifade etti. Bir davranış toplumsal norm haline geldiğinde, katılmayan kişilerin kendilerini açıklamak zorunda kalabileceğini savundu. Bu durumun, insanların ne yapması gerektiğine ilişkin örtük normlar ürettiğini belirtti.
Prof. Dr. Avşar, en kritik meselelerden birinin görünürlük ile değer arasındaki ilişkinin bozulması olduğunu vurguladı. Görünürlüğün bir iletişim ölçütü olduğunu, değerin ise ahlaki, entelektüel veya toplumsal bir nitelik olduğunu belirten Avşar, bir kişinin çok görünür olmasının onun daha değerli olduğu anlamına gelmediğini, ancak dijital dünyanın ölçüm sisteminin bu iki kavramı birbirine yaklaştırdığını söyledi. Sonuç olarak, kendi hayatını yaşayan ve sonra anlatan insan yerine, anlatılabilir bir hayat üretmeye çalışan insan tipinin ortaya çıktığını ifade etti.
Avşar, yazısını, dijital çağda gerçek bir özgürlük alanı oluşturabilmenin yollarından birinin, insanın başkalarının bakışından bağımsız olarak yaşayabildiği bir iç alanı koruması olduğunu belirterek sonlandırdı. İnsanın değerinin, kaç kişinin onu gördüğüyle değil, kendisiyle, başkalarıyla ve hayatla kurduğu ilişkinin niteliğiyle ilgili olduğunu hatırlattı. Bir başarının kimse tarafından görülmediğinde de anlamını koruyabilmesi, kişinin benlik değerinin dış onaya bütünüyle bağımlı olmadığını gösteren önemli bir işaret olarak belirtildi.