ANKARA – BHA Son Mühür Gazetesi tüzel kişi temsilcisi Hakan Kandemir, Türkiye’deki ekonomik zorluklara dikkat çekerek şirketleri konkordatoya gitmeden kurtarabilecek önemli bir mekanizmayı değerlendirdi: Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY).
Kandemir, güncel ekonomik durumda faizlerin yüksekliği, finansmana erişimdeki zorluklar ve elde edilen finansmanın yüksek maliyetinin işletmeler üzerindeki baskısını vurguladı. Bu durumun sadece küçük işletmeleri değil, yıllardır üretim yapan, istihdam sağlayan büyük şirketleri de nakit akışı sıkıntılarına sürükleyebildiğini belirtti. Ancak her ödeme güçlüğü yaşayan şirketin konkordatoya gitmesinin doğru bir çözüm olmadığını savundu.
Kandemir’e göre Türkiye’nin bu noktada en önemli kozu Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) sistemi. Bu sistemde, şirketin işleyişi devam ederken banka borçlarını mevcut şartlarda ödemekte zorlanması durumunda, şirket ve bankalar bir araya gelerek sürdürülebilir bir ödeme planı oluşturuyor. FYY’nin en değerli yanlarından biri, mali sıkıntıya giren şirketlerde hızla gelişebilen hukuki süreçlere (ihtarname, hesap kısıtlamaları vb.) karşı şirketlere ve bankalara konuşma ve çözüm üretme zamanı kazandırması.
Kamuoyunda bankaların genellikle 90 gün beklediği düşünülse de, hukuki ve sözleşmesel şartlara göre bankaların daha erken harekete geçebileceğine dikkat çeken Kandemir, tam da bu noktada FYY’nin kritik önemini vurguladı. Şirketin borcunu ödeme niyeti varsa, işleri yolundaysa ve mali yapısını düzeltme potansiyeli taşıyorsa, icra ve tasfiye gibi seçeneklere yönelmeden önce masaya oturulmasının herkesin yararına olacağını belirtti. FYY kapsamındaki durumun korunmasına ilişkin mekanizmanın, alacaklı kuruluşlarla ortak bir çözüm aranabilmesi açısından değerli olduğunu söyledi.
Kandemir, faaliyetleri durmuş bir şirketin mallarını satmaya çalışmak yerine, çalışan bir şirketten alacak tahsil etmenin daha kolay olduğunu ifade etti. Bu nedenle FYY’nin sadece korunması değil, daha da güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Devletin de bu süreçte rol alabileceğini belirten Kandemir, şirketlerin borcunu devletin ödemesini değil, bankaların FYY kapsamında daha rahat hareket edebilmesini sağlayacak düzenleyici kolaylıklar, teşvikler veya risk paylaşım modelleri gibi adımlar atılmasını önerdi.
Özellikle VakıfBank’ın FYY konusundaki çözüm odaklı ve yapıcı yaklaşımını takdir eden Kandemir, bankacılık anlayışının şirketi hemen karşı tarafa koymak yerine, faaliyetini sürdürmesine ve borcun ödenebilir hale gelmesine odaklanması gerektiğini belirtti. Sermaye piyasalarının da FYY’nin tamamlayıcı bir aracı olabileceğini, şartları uygun şirketlerin varlık veya alacaklarını sermaye piyasaları üzerinden finansmana dönüştürebileceğini ve böylece yükün sadece bankaların üzerinde kalmayacağını ekledi. Ancak bunun sıkı denetlenmesi gerektiğini ve gerçek ekonomik değeri olan varlıkların kullanılması gerektiğini vurguladı.
FYY’ye bakışın sadece borcu kaç yıla yayılacağı değil, şirketin yeniden nasıl sağlıklı hale geleceği sorusu üzerine kurulması gerektiğini söyleyen Kandemir, konkordonun son çare olması gerektiğini savundu. FYY ile şirketlerin bankalarıyla anlaşarak borçlarını yapılandırması, işletmelerin çalışmaya devam etmesi, çalışanların maaşlarını alması, tedarikçilerin müşterilerini kaybetmemesi ve devletin vergi toplamaya devam etmesi gibi pek çok fayda sağlandığını belirtti. Bu sayede konkordato dosyalarının sayısının da azalabileceğini söyledi.
Kandemir, her şirketi kurtarmaya çalışmanın doğru olmadığını, işi bitmiş şirketlerle geçici olarak sıkışmış şirketleri ayırmak gerektiğini vurguladı. Yüksek faiz yükü altındaki şirketleri kaybetmemenin, yeni şirket kurmak kadar önemli olduğunu belirterek, Finansal Yeniden Yapılandırma’nın güçlendirilmesi, bankalara destek sağlanması ve alternatif finansman kanallarının sisteme dahil edilmesiyle FYY’nin konkordatodan önce gerçek bir ekonomik rehabilitasyon kapısı olabileceğini ifade etti. Sonuç olarak, borcunu ödemek isteyen ve bunu yapabilecek şirketleri yolun başında kaybetmemenin önemine değindi. Bazen bir şirketin ihtiyacının yeni bir kredi değil, biraz zaman ve doğru yapılandırma olduğunu belirterek, bu yaklaşımın şirket, banka, çalışan, tedarikçi ve devlet için kazan-kazan durumu yaratacağını söyledi.