Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarda sosyal medya kullanımı ve öğrenci görüntülerini paylaşma konusundaki düzenlemeleri, çocukların dijital mahremiyetinin korunması meselesini yeniden gündeme taşıdı. Eğitim kurumlarında yapılan etkinliklere ait fotoğraflar ve videolar, yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte çocuk güvenliği ve kişisel verilerin korunması açısından önemli riskler barındırıyor. Okulların başarıları duyurma, faaliyetleri tanıtma gibi amaçlarla paylaştığı görüntüler, sosyal medyanın geniş erişimi sayesinde hızla yayılıyor. Ancak bu görüntülerin kimler tarafından görüldüğü, kaydedildiği veya farklı amaçlarla kullanıldığı her zaman kontrol edilemiyor. Bu durum, çocukların dijital dünyadaki varlığının sadece paylaşım anındaki izinle değil, uzun vadeli güvenlik ve mahremiyet boyutlarıyla da değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2017 tarihli genelgesi de okul ortamlarında çekilen fotoğraf, ses ve videoların internet siteleri ile sosyal medya hesaplarında paylaşılması konusunu ele alıyor. Bu nedenle mesele, yalnızca yeni teknolojilerin getirdiği risklerle sınırlı değil; aynı zamanda eğitim kurumlarının görüntü kaydı ve paylaşımı konusundaki sorumluluklarını da kapsıyor.
Çocukların fiziksel güvenliği için okul çevrelerinde ve umuma açık alanlarda alınan önlemlerin yanı sıra, dijital ortamlarda paylaşılan kişisel görüntüler ve bunlardan elde edilebilecek verilerin de güvenliği dikkate alınmalıdır. Çocukların yüzleri, isimleri, okulları ve katıldıkları etkinliklerin aynı paylaşımda yer alması, kişisel bilgilerin bir araya getirilmesine ve kimliklerinin kolayca belirlenmesine yol açabilir. Özellikle herkese açık sosyal medya hesaplarında yayımlanan fotoğraf ve videoların izinsiz kaydedilmesi veya farklı platformlarda yeniden yayımlanması, paylaşımın amacının dışına çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, çocukların fiziksel güvenliği için gösterilen hassasiyetin dijital ortamlarda da sürdürülmesi büyük önem taşıyor.
Kamusal alanlarda yayımlanan öğrenci fotoğrafları ve videoları, yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte farklı riskler taşıyabiliyor. Bu riskler, her paylaşımın kötüye kullanılacağı anlamına gelmese de, görüntülerin hangi amaçlarla kullanılabileceğinin öngörülememesi nedeniyle dikkat gerektiriyor:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel verilerin korunmasını güvence altına alıyor. Çocuklara ait fotoğraf ve videolar, koşullarına göre kişisel veri niteliği taşıyor. Kişisel verilerin işlenmesi için genellikle açık rıza gereklidir ve bu rızanın belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanması şarttır. Velilerden alınan izinlerin kapsamı, hangi görüntülerin hangi amaçla ve hangi mecralarda kullanılacağı bakımından büyük önem taşır. Okulun internet sitesinde yayımlanması için verilen bir iznin, her türlü sosyal medya paylaşımını veya görüntülerin sınırsızca yeniden yayımlanmasını kapsadığı varsayılmamalıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’deki çocuğun üstün yararı ilkesi de temel bir ölçüttür. Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi dikkate alınarak görüşünün alınması, mahremiyet bilincinin desteklenmesi ve paylaşımın olası sonuçlarının değerlendirilmesi de önemlidir.
Eğitim kurumlarının öğrencilerin başarılarını ve faaliyetlerini duyurması önemli bir iletişim işlevidir. Ancak bu amaçlara ulaşırken çocukların kimliklerini ve yüzlerini gereksiz yere görünür kılmak zorunlu değildir. Mahremiyeti koruyan alternatifler tercih edilebilir:
Çocukların güvenliğini sağlamak ortak bir sorumluluktur. Onların başarılarını kutlarken kişisel verilerinin, özel hayatlarının ve gelecekleri üzerindeki söz haklarının korunması da göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin geliştiği bu dönemde, çocukların dijital mahremiyetinin korunması daha fazla dikkat gerektiriyor. Çocukların bugünkü başarılarını duyururken onların gelecekteki güvenliğini ve mahremiyetini de gözetmek, dijital ortamda paylaşım yapan herkesin sorumluluğudur.