Yolsuzluk… Evrakta sahtecilik… Yetki sarmalı içinde kaybolan hesap verme sorumluluğu… Şu günlerde Çayırova’da yaşandığı ileri sürülen iddialar bunların hepsini akla getiriyor.
Ve en somut haliyle: bir ilçe belediyesi düzeyinde, baştan sona kadar ilgili iddiaların muhatabı olanların – belediye başkanı, yardımcıları, müdürleri, özel kalem çalışanlarına kadar – bir soruşturmanın muhatabı olması gerekliliği artık kaçınılmaz görünüyor.
İddialar Nelere Dair?
Tapu müdürlüğü iddiaları arasında “resmî belgede sahtecilik, rüşvet ve nitelikli dolandırıcılık” şeklinde suçlama düzeyine ulaşan operasyonlar yer alıyor.
Öne atılan bir diğer iddia: Bir belediye işlemine ilişkin 40 milyon TL’lik cezanın “rüşvet pazarlığıyla” rafa kaldırıldığına dair söylentiler.
Ve önemli: Lütfü Türkkan’ın bu iddiaları TBMM’ye taşımış olması — kamuoyunun ve parlamentonun dikkatini bu sürece çekmiş olması açısından.
Bu basitçe “bir birkaç hatalı iş” değil. Bu, belediye yönetiminin işleyişi, hesap verebilirlik, kamu kaynağının kullanımı ve yönetime güven ilişkisi üzerine ciddi korkular doğuruyor.
Belediyecilik Ne Demek?
Belediye demek; vatandaşın vergisiyle, kamu hizmetiyle, şehirli olmanın hakkı ile ilgilidir. Belediye başkanı, yardımcıları, müdürler ve özel kalem gibi kurumsal hiyerarşi noktaları, şeffaf ve denetlenebilir bir sistemin parçasıdır.
Ama iddialar doğruysa ve şimdilik “iddia” aşamasında olsa da bu kurumların bazı kesimlerinin kendi içinde bir “oyun alanına” dönüşmüş olması anlamına geliyor:
Evrakta sahtecilik varsa, resmi süreç manipüle ediliyor demektir.
Rüşvet pazarlığı varsa, kamu işi değil “menfaat işi”ne dönüşmüş demektir.
Ceza tutanağı rafa kaldırıldıysa, “suç yokmuş gibi” davranılıyor demektir.
Soruşturma Şart
Bu iddialar ışığında, şunların yapılması şarttır:
Bağımsız ve yetkili bir soruşturma başlatılmalı. Belediye başkanıyla başlayan zincir; başkan yardımcıları, müdürler ve özel kalem çalışanlarına kadar uzanmalı.
Belge incelemesi ve karşılaştırma olmalı: Belediye kararları, ihale süreçleri, ceza tutanakları, uygulama sonuçları dosyalarıyla karşılaştırılmalı.
Şeffaf kamu iletişimi olmalı: Vatandaşın bilgilendirilmesi, ileri alınan işlemlerin detaylandırılması gerekiyor. “Göz boyama” değil; hesap verme mekanizması devreye girmeli.
Politik sorumluluk devreye girmeli. Yerel yönetimler sadece bürokrasi değil aynı zamanda seçilmişlerin yönetimidir; halkın güveni burada yerindeliğini belirler.
Güven Sarsılıyor
Yerel yönetimlerde güven sarsılmaz mı? Sarsılır. “Bu iş hep böyle gidiyor”, “biraz laflarla geçer” gibi tavırlar da işin çözümünü geciktirir.
Çayırova örneğinde yaşanan iddialar, halkın yönetime olan inancını zedeler. “Benim vergim nerede?”, “Bu belediye benim hakkımı koruyor mu?” soruları şimdi daha gür bir şekilde yükselmelidir.
Nereye Gidiyoruz?
Eğer soruşturma sağlıklı yürütülür, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılırsa ve gerekirse sorumlular cezai ve idari olarak muhatap olursa:
Yerel yönetimlerde “ders çıkarma” kültürü oluşabilir.
Belediyecilik hizmetinde şeffaflık ve hesap verebilirlik öne çıkabilir.
Vatandaş yönetimle yeniden karşılıklı güven zemini kurabilir.
Ama eğer iddialar görmezden gelinirse, soruşturmaya geçilmezse, halkın yönetimle arasındaki bağ daha da zayıflar. Bu sadece Çayırova için değil, benzer yerleşimlerdeki yönetim pratikleri için de bir uyarıdır.
Çayırova’da yolsuzluk iddiaları “yeter artık” dedirtti. Bu, bir tür “son uyarı”dır yerel yönetim için. Belediye başkanı, yardımcıları, müdürler ve özel kalem gibi kurum içi rolleri olan herkes kamu görevi yürütüyorsa hesap vermeyi göze almalı. Aksi takdirde, hem kurumlar çürür hem de halkın yönetime olan güveni erir.
Bana kalırsa Sözün özü:
Yolsuzlukların, sahteciliklerin ve gizli pazarlıkların üzerine gidilmelidir. Ve bu sadece Çayırova’da değil, ülkenin dört bir yanındaki yerel yönetimler için geçerlidir. Çünkü kamu hizmeti; bir ayrıcalık değil, herkesin hakkıdır. Ve yönetim, bu hakkı korumakla yükümlüdür.