Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin soruşturmada, 10 yıl sonra iki kritik iddianame daha hazırlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianameler, otopsi videosuyla ilgili yazışmalardaki çelişkiler ve olay tarihindeki özel doktor Nurettin Demirkol’un ifadelerindeki farklılıklar üzerine odaklanıyor.
Başsavcılık, 2026 yılında Adli Tıp Kurumu’ndan Denizolgun’un otopsisine ilişkin video kayıtlarını talep etti. Kurumdan ilk başta video kaydının bulunmadığı bilgisi gelirken, birkaç hafta sonra otopsi videosunun bulunduğu ve kayıtların Başsavcılığa gönderildiği bildirildi. Bu durum, soruşturma kapsamında görevli 3 Adli Tıp görevlisi hakkında, video kaydı mevcutken “video yok” şeklinde cevap verildiği gerekçesiyle, TCK 204/2 kapsamında “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği” suçundan dava açılmasına yol açtı.
İkinci iddianame ise olay tarihinde Denizolgun’un özel doktoru olduğu belirtilen Nurettin Demirkol hakkında hazırlandı. Demirkol’un 2026’da verdiği ifadede Denizolgun’un özel doktoru olmadığını, ölümü şüpheli bulmadığını ve olay yerinde sadece iki kişi bulunduğunu belirttiği kaydedildi. Ancak savcılık, 155 kayıtları, HTS verileri ve olay yeri tutanakları gibi çeşitli kanıtlarla Demirkol’un bu ifadelerinin çeliştiğini tespit etti. Özellikle, 155 kayıtlarında polisi arayan kişinin Demirkol olduğu ve kendisini “ailenin hekimi” olarak tanıttığı, ayrıca 2016 tarihli olay yeri tutanağında Denizolgun’un yüzünde ve vücudunda kan görüldüğüne dair kayıtlar bulunurken, Demirkol’un 2026’daki ifadesinde kan görmediğini belirtmesi dikkat çekti. Savcılık, Demirkol’un yeminli ifadesinin çeşitli kayıt ve beyanlarla çeliştiği değerlendirmesiyle hakkında TCK 272/3 kapsamında “yalan tanıklık” suçundan kamu davası açtı.
Her iki iddianame de 2 Ekim 2026’da düzenlendi. Adli Tıp görevlileri hakkındaki dosya Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine, Demirkol hakkındaki dosya ise Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi. Nurettin Demirkol’un 4 Eylül 2026’da tutuklandığı ve iddianamenin düzenlendiği tarihte tutukluluğunun devam ettiği belirtildi. İddianamelerde yer alan suçlamalar, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar isnat niteliği taşımaktadır.